• Kişisel
  • Kitaplık
Ufuk Lüker
  • Ana Sayfa
  • Şiir
  • Öykü
  • Müzik
  • Sinema
  • Yazın
  • Görsel
  • Ara
  • Menu Menu
Şiir

Turgut Uyar – Akçaburgazlı Yekta’nın Mahkeme Kararını Aldığında Söylediği Mezmurdur

Önce onların yanında çok iyi yüz gördüm.
Beni kapıdan karşılayıp ağırlarlardı.
Sofralarına konuk ederlerdi.
Onlar iki kişiydi ben birdim.
Bana elmadan sıkılmış soğuk sular sunarlardı. Kapılarını kapım bellemiştim.
Evlerinde oturacak yerim vardı.
Önce onların yanında çok iyi yüz gördüm.
Evleri gürültülü şehirden iki bin ayak uzaktaydı.
Tahtadan yapılmıştı.
Beni kapıdan alırlardı, -hoş geldin- derlerdi, onları sevindirirdim.
Birlikte yaşıyorlardı, çocuksuzdular.
Birinin adı Gülbeyaz’dı, o kadındı, öbürünün adı Sinan’dı, o erkekti.
Ben otuzunda Yekta’ydım,
Akçaburgazlıyım, oradan geldim,
Herkes bir yerlidir çünkü, Ben, Yekta bunu pek hoş buluyordum.
Sonra az ışıklı odalarına çıkardık. Bana yeniden -hoş geldin Yekta, bizi
sevindirdin senin yanında birçok şeyleri hatırlıyoruz- derlerdi. Serin
örtülü minderlere oturmak için ayakta dururduk. Beklerdik, Perdeleri
beyaz nakışlı olurdu. Halıları bütün odanın döşemesini usulca mor mor
örterdi. Patlıcan örnekleri ve turuncu güneşler vardı üstünde.
Birden hepimizin aklına o denizler gelirdi. Ayakta durmayı istemezdik. Serin
örtülü minderlere otururduk.
Bana -serin örtülü minderlerimizin üstüne otur- derlerdi.
Bana elmadan sıkılmış soğuk sular sunarlardı. Evlerinde oturacak yerim vardı.
Tütün sunarlardı.
Bir dinlenme zamanı kadar birbirimizi duyardık. Alışmak için zorluk çekmezdik.
Çünkü karşıt yerlerimiz kalmamıştı bilirdik. Girintilerimiz çıkıntılarımız
uygundu. Sussak da ses çıkarmazdık.
Karanlık her yere girerdi. Çünkü her yerde gece olur, Ben, Yekta bunu pek hoş
buluyordum.
Karanlık, serin örtülü minderleri sarmalayan az ışıklılığı altedemezdi. Çünkü
biz öyle bellemiştik. Halı da az ışıklı kalırdı, onun güneşleri,
patlıcanları da, minderlerin serinliği de. Az ışık, bizim, yani onların ve
benim, Yekta’nın, kaçtığımız yer değildi. Birbirimizin ışıktan kaçıracak
yerlerimiz yoktu. Az ışıkta da çok ışıkta da değişmezdik. Hep tıpkı
kalırdık.
Orda buluşmayı severdik yalnız.
Sarı bir kuşları vardı.
Adına kanarya derlerdi. Küçük bir kafeste odayı doldururdu.
«Ama ben onların ölümlü, yanılgan insan,
Geçen ve bir daha geri gelmeyen bir rüzgâr
olduklarını unuttum. »
Çünkü unutmak bana göreydi.
Çünkü ben de ölümlüydüm. Ben, Yekta, bunu pek hoş buluyordum.
Bu unutmak değildi, içinde olmaktı onun.
Önceleri daha iyi mi idi, bilmiyorum.
Gidip geldiğim,
Durulduğum koyu geceler vardı. Yıkık değildim.
Yıkılıp yeniden kurulmamıştım ama, yıkık değildim.
Gaz lâmbaları yakardık,
Ensiz çalgılar çalardık geceye.
Tekliğimiz ayışığına boğulur giderdi.
Teker teker üçer kişi olurduk. Öyle de iyiydi.
Ben ona, Gülbeyaz kadına, eski yalnızlığımı söylerdim.
Ben söyledikçe eskirdi,
Uzaklaşırdı.
Onunla. Gülbeyaz’la bakışır ısınırdık.
Sonra yanılgan insanlığım başladı.
Birinde üç gece dört gündüz orada, evde kaldım.
Üç gece dört gündüz Sinan’ın yatağında kaldım.
Gülbeyaz’la Allanın emri olduk.
Ne o beni kandırmıştı,
Ne ben onu baştan çıkarmıştım. İkimiz de bildiklerimizin ötesine,
bulduklarımızın üstüne çıkmak istemiştik. Bir noksanlığı vardı sanıyorduk
bütün olanların belki. Ama aslında bütünlüklerimize bahaneydik. Sinan
uzaktaydı. Sinan çemberimizin dışındaydı. Sonra ne bulduk.
Süregeldikçe kutsal gibi,
Kesildikçe kirli, utandırıcı.
Ama utancından kaçmayı biliyorduk.
Kutsal gibiliği üç gece dört gündüz kurtlar gibi bizi kovaladı.
Sonunda öyle bulduk.
Utandırıcılığı öbür insanlardan değildi.
Karşılaştırmadan değildi.
Birdenbire kendi boşluğundandı,
Gelip geçen avutuculuğundandı. Beklemesi vardı.
Kanaryayı görmek ayaklarımızı dolaştırıyordu.
Minderler serin değildi artık. Ben, Yekta, bunu pek hoş bulmuyordum.
Ama dördüncü gecenin yalnız sabahında yine,
O, Gülbeyaz
Benim ilk aklıma gelendi.
O kıyıdaki denizlerin mavişiydi artık.
Önce ve birden değişen dağlar oldu.
İstemek ve vermek başlamıştı çünkü.
Alamamak başlamıştı çünkü.
Gitgide düzelirdi biliyorduk.
Bunu bekliyorduk.
Yeni yeni yerler bulmuştuk birbirimizde
Onunla, yani Gülbeyaz’la ben.
Kaybettiğimizi bir zaman unuttururdu.
Bir zaman yerine yenilerini koyardı
Artık çok ışıktan kaçıyorduk. Gizleyecek yerlerimiz olmuştu birbirimizden.
Hem ikimizin ondan, yani Sinan’dan, hem birbirimizden.
Yine bir eksikliğimiz tamamlanmıştı galiba. İyice seçemiyorduk ama,
anlıyorduk. Uzun yaz gecelerinin durgunluğunu, geniş yapraklarının salıntısı
ile tamamlayan gizli bitkiler gibiydik. Kaçmamız telâşlı değil
sevindiriciydi önce. Ben o zaman, Tanrının, benim yapıma kattığı tatların,
bende ötedenberi durmakta olduğunu, daha ötelere kadar da durmakta
süregideceğini farkettim. Bu beni kendi yanımda yüceltiyordu. Gülbeyaz benim
toprağımı işleyen, kazmaydı. Günah olamazdı yaptığımız. Ben onun çeliğine
göreydim ancak. Biz her şeye inanmıştık. Her şey bizi inandırıyordu ama,
O’nun, Gülbeyaz’ın yanına artık,
Serin minderlerde oturmaya gitmiyordum.
Akşamüstleri yakıcı kırlardan suvata inen kır hayvanları gibi gidiyordum.
Kapıları benim çeşmemdi.
Ekmeğimi edindiğim ocaktı.
Bir bu benim dengemi sarsıyordu.
Beni. ateş sıcağında kavuruyordu.
Suvata inen yanık kır hayvanları gibi gitmemeliydim.
Kapısı ekmeğimi edindiğim ocak olmamalıydı.
Benim bu kavurgan sanılarını belki gizlediğimizdendi.
İnandığımı kurtarmalıydım.
Beni bulup çıkaran, ekleyip bütünleyen,
Bu duyguyu -Kurtulursa eğer bu güçlülüktü-
Arı duru etmeliydim, temizlemeliydim.
Önce onlardan çok iyi yüz gördüm.
Beni elimden tutar belliyordum.
Ona, Sinan’a -Bizi kov- dedim.
Onun kovduğu bizi ödeyecekti.
Onun gözünde kovulmuş olacaktık ama, biz kendimizi kutsanmış belleyecektik.
O, Sinan bizi kovmadı.
İnsanların adaletini, yani öcü, aramaya başvurdu.
Bizi yakaladılar.
Yani Gülbeyaz’ı ve beni, Beni. Akçaburgaz’lı Yekta’yı. otuzunda.
Yargıçların katına diktiler umudum nerdedir.
Bizim inanarak ettiğimizi yerlere çaldılar, ululuğu nerdedir.
Biz onu bulmuştuk, tükürdüler.
Bizi kirlettiler, yazıklar oldu bize.
Benim donumu ve Gülbeyaz’ın donunu
Ve yattığımız yatağın örtüsünü
Yüreksiz kişilere gösterip onları güldürdüler.
Halbuki biz o örtülerde yatarken,
Aklımız en ulu yerlerdeydi gücümüz.
Biz o zaman yaptıklarımızın günahını değil, yüceliğini biliyorduk. Bu, iki
gücün bir yeniye varması, bir yeni yaratmasıydı. Bu çiftleşme değil
tekleşmeydi. Tekleşmenin bir yönüydü. Yazık bize. O zaman bütün insanlara
inanıyorduk. Yıkmak istediler yıktılar. Yazık bize. Herkesin bir gün
ağlayabileceği, herkesin varamadığı için kutsallığını bulamadığı bir yere
götürüp, yüreksizleri güldürdüler, bizi alçaltıp ağlattılar. Yazık bize.
Olsun yaptılar şimdi kime sığınalım.
Nereye gitsek o yıkıntı bizimle artık.
Yeniden kursak korkarız.
Bu yıkıntı toz duman. Donumuzu gösterdiler.
Yazık bize şimdi nereyi tutalım.
Hangi yolu belleyip oraya düşelim.
Önceleri onlardan iyi yüz görürdüm
Bana elmadan sıkılmış sular sunarlardı.
Serin minderleri vardı, Ben, Akçaburgaz’lı Yekta, Cahil çocuksuz, bunları
pek hoş bulurdum.
Yanılmadım pişman değilim bu da vardı.

Etiketler: Turgut Uyar
Bu gönderiyi paylaş
  • Share on Facebook
  • Share on Twitter
  • Share on Tumblr
  • Mail üzerinden paylaş
Beğenebilecekleriniz:
Turgut Uyar – O Köy Yine Kendi Rüyasındadır
Turgut Uyar – Akşamüstü Rüyası
Turgut Uyar – Yenilgi Günlüğü
Turgut Uyar – Ayrılıklardan
Turgut Uyar – Ölüme Dair Konuşmalar 2
Turgut Uyar – Hazırlandın Diyelim

Site içerisinde ara

Son Eklenenler

  • Deniz Durukan – Refik Durbaş İle
  • Ahmed Arif – Basübadelmevt
  • Ahmed Arif – Tutuklu
  • Ahmed Arif – Yurdum Benim Şahdamarım
  • Cemal Süreya – Bir Şair: Ahmed Arif

Site istatistikleri

  • 3
  • 129
  • 104
  • 4.172.828
  • 4.393.913

Takip et

Instagram @ufukluker

RSS [Kişisel] Son okuduklarım

  • Altıncı Koğuş - Seçme Hikayeler
  • Sadist
  • Öyle miymiş?
  • Tom Sawyer'ın Maceraları
  • Zamanın Farkında
  • Masumiyet Müzesi
Etiketler
İlhan Berk Sandor Petöfi Vyaçeslav Ivanov Fang Vei Teh Afşar Timuçin Müştak Erenus Kerim Korcan Enver Gökçe Nahit Ulvi Akgün Kemalettin Kamu Suat Derviş Akgün Akova Ingeborg Bachmann Arkadaş Z. Özger Mehmet Başaran Bertolt Brecht Adnan Yücel Ziya Osman Saba Necati Cumalı Cevat Şakir Kabaağaçlı Memet Fuat Guy de Maupassant Suat Taşer Veysel Öngören Kostas Kleanthis Philippe Soupault Sun Yu-T'ang Metin Eloğlu Landscape Oğuz Atay Hasan Hüseyin Korkmazgil İlhami Bekir Tez Kahraman Altun Füruğ Ferruhzad Jesus Lopez Pacheco Fazıl Hüsnü Dağlarca Melih Cevdet Anday Arif Damar Orhan Murat Arıburnu Türkan İldeniz Ahmet Necdet Ahmet Oktay Liana Daskalova Abdülkadir Budak Dido Sotiriou Mehmet Yaşin Turgay Fişekçi Cevdet Kudret Şükran Kurdakul Fakir Baykurt İsmet Özel Lale Müldür Sabahattin Kudret Aksal Nicolae Dragos Bedri Rahmi Eyüboğlu Louise Gareau Des Bois Heinz Kahlau A. Kadir Hasan Basri Alp Yaşar Miraç Yılmaz Odabaşı Ahmet Telli Cemal Süreya Ahmed Arif Kenneth Rexroth Cahit Irgat Zafer Ekin Karabay Peter Abrahams Turgut Uyar Ahmet Muhip Dranas Seyhan Erözçelik Ataol Behramoğlu Goethe Salah Birsel Tove Ditlevsen Sabri Altınel Miguel Hernandez E. E. Cummings Pablo Neruda Barış Pirhasan Şükrü Erbaş Konstantin Simanov Süleyman Çobanoğlu Haydar Ergülen Özge Dirik Orhan Veli Kanık Cahit Zarifoğlu Can Yücel Yaşar Kemal Blas De Otero Louis Macneice Asım Bezirci Sezai Karakoç Edip Cansever Yorgo Seferis Günter Kunert Sandor Forbath Ozan Telli Aziz Nesin Adnan Özer Mehmed Kemal Hilmi Yavuz Abdülkadir Bulut Ercüment Behzat Lav Erdal Öz Süleyman Nesip Behçet Kemal Çağlar Bekir Yıldız Eugene Guillevic Nihat Behram Behçet Necatigil Behçet Aysan Ülkü Tamer Sennur Sezer İsmail Uyaroğlu Resul Rıza Cahit Külebi Adnan Binyazar Metin Altıok Hasan Biber Gülten Akın Orhan Kemal Jose Marti Kemal Burkay Nikola Vaptsarov Ümit Yaşar Oğuzcan Altay Öktem Asaf Halet Çelebi Talip Apaydın Enis Batur Erdal Alova Berin Taşan Yannis Ritsos Sinan Kukul Vasko Popa Özdemir Asaf Bilgin Adalı Gülseli İnal Oruç Aruoba Ahmet Erhan Konstantinos Kavafis Vecihi Timuroğlu Yi Men Cengiz Bektaş Metin Demirtaş Birhan Keskin Vladimir Mayakovsky Conrad Aiken Federico Garcia Lorca Ömer Bedrettin Uşaklı Halim Şefik Güzelson Özdemir İnce Suat Vardal Neşe Yaşın Bejan Matur Yılmaz Güney Kemal Özer Feyzi Halıcı Celal Sılay Rıfat Ilgaz Sait Faik Abasıyanık Faruk Nafiz Çamlıbel Sabahattin Ali Paul Eluard Ahmet Ada Gabriel Celaya Oktay Taftalı İbrahim Karaca Attila İlhan Tevfik El Zeyyad Kutsiye Bozoklar Özkan Mert A. Hicri İzgören Fethi Giray Adalet Ağaoğlu Hasan İzzettin Dinamo Ece Ayhan Vedat Türkali Refik Durbaş Murathan Mungan Cahit Sıtkı Tarancı Yaşar Nabi Nayır Oktay Rifat Nazım Hikmet
by Ufuk Lüker
  • 500px
  • LinkedIn
  • Youtube
MutlulukYılmaz Odabaşı – Ben Bir Erken Akşam
Sayfanın başına dön