Attilâ İlhan — Karanlığın Tadı
eğer büyükse gök gemi kalçaları rıhtımda ıslık çalanlar
eğer büyükse deniz tophane’deki şirket pencerelerinde
elektrikli daktiloların italik harfleriyle delik
eğer büyükse çizdiğim hiç kimseden çok kimseye
çınlasın bir daha boşlukta İstanbul bakır bir çan gibi
ezanların dağıldığı ve şiirlerin beş vakit minarelerinde
İbrahim cura’nın dağıldığı ve kendi oyunuyla yenik
mütareke balkonlarından yağmurlu bir caddeye
eğer büyükse afişler sinema helalarının sinsi düşmanlıkları
filmlerin duvar diplerine sızdığı sihirli ekranlardan
21,45’te lüks koltuktayım dördüncü sıradan bir öndeki
eğer büyükse kırıldıkları fabrikadaki tavan camlarının
düğümlü yumruklarıyla sendikacıların gecenin ortasındaki
eğer büyükse eskidiğim takvim takvim azalarak sansaryan hanlarında
koluma dostoyevskiy girmiş olmalı yanımda sen olmalısın
bir dudak izi gibi kıpkızıl taze kurşun yarası alnında
sonra bir kartpostal cumhuriyet caddesi’nden yukarı
biraz bafra cıgarası biraz chat-noir nedense kırmızıda kalmış trafik ışıkları
yahudi kızlarının sarı saçlar halinde etrafında dolaştığı ve altın dişlerinin
lufthansa’nın oralarda dolmuş kapılarına çarpıp kırıldığı kim bilir kimin
sonra ölmek biraz biraz aspirin biraz tuvalet sabunu
en bıçak sırtı yerinde en sonu gelmez yorgunluğun
evde kalmış kızlar mı elli bir numaralı otobüsteler hep
tertemiz camları kirletiyor ümitsiz vinylex kılıkları
esniyorlar terli erkek göğüslerine doğru
ne kadar esniyorlar yalnız yalnız ve dudak boyası tadında
hiç kimse anlamıyor ne kadar iri göğüsleri olduğunu
hiç kimse dönüp bir kerecik olsun suratlarına bakmıyor
ben seni anlamıyorum fransızca şiirlerini
boş sokaklardan büyük korkunu
yoksa resimlerinde olduğundan çok mu güzel çıkıyorsun
devamlı bir tiksinti kımıldıyor dudaklarının iki yanında
imza yerine mektuplarına altı köşeli bir yıldız bırakıyorsun
