Attilâ İlhan — Yaş Kırktan Yukarı
yağmur akşamlarında fayton çıngırakları
yoğunlaştırır nedense ayrılıkları
hele güller açılmışsa yaş kırktan yukarı
ne yanından baksa yaşadıkları
insana noksan görünür solgun ve sarı
hani şubattı ilk defa kelepçeliydim
şaşkınlığımdan çıkmasını bilmeliydim
çocuk da olsam büyüktü yüreğim
o dumanlı ayazda yine titremeli miyim
yanlış uyandığım kış sabahları
hani İstanbul’u ilk tanıdığımda
bir karanlık edinmiştim sansaryan hanı’nda
korkunun böcekleri nemli duvarlarında
bazen ter içinde hatırlarım da
yüzümü basar bir ölünün sakalları
kırk dokuz kışını bir yol daha yaşasam
ubangi-şari’ye gitmeye kalkmam
margot’yu bıraktığım bulutlu akşam
camlar kar suyundan sırılsıklam
kulaklarımda notre-dame”ın çanları
sabahın tamtamlarıyla sarsılan sarhoşlar
beyoğlu’nda cam çerçeve bırakmamışlar
lokomotif hışmıyla bitiriverdiğim kışlar
sonradan nasıl bütün yıla yayılmışlar
çıkarıp aradan sonbaharı ilkbaharı
paris’e yabancılar lejyonu’nu sormuşum
ağır bir gong gibi kımıldamış ruhum
gerçi gök mavisi lejyoner umutsuzluğum
içinde angela’yı büsbütün unutmuşum
fakat aynaya baksam kocaman dudakları
neuilly’ye uğrarsanız belki de ordayımdır
atkestanelerine kar yağmaktayımdır
seine ne kadar puslu uslu ve ağır
gecemi aydınlatan haendel sarmaşıklarıdır
üst üste katlanarak içimden yukarı
İstanbul’dan dört beş yılı silip atacaksın
yaşantın küçüldü mü yaşadım saymayacaksın
bitti sandıkları an yeniden başlayacaksın
hatta gülümseyerek belli belirsiz dargın
göğsünde yalap yalap yanardağ şarkıları
