Tevfik El Zeyyad – Dişlerimle

dişlerimle
savunacağım yurdumun her karış toprağını,
dişlerimle.

başka yurt istemem onun yerine;
assalar damarlarımda beni
istemem gene.

burdayım hala
yıkamazlardı beni
ne kadar çarmıh yükleseler
omuzlarıma.

burdayım hala
tutarak sizi… tutarak… tutarak
avuçlarımda.

dişlerimle
savunacağım yurdumun her karış toprağını,
dişlerimle.

(çeviri: a. kadir – s. salom)

Tevfik El Zeyyad – Kardeşlerim Benim

güller ve çiçeklerle, şekerler ve tatlılarla
eksiksiz tüm aşkımla
bekliyorum.

ben toprak, ben ay ışığı.
ben çeşme, ben lale, ben zeytin.

susamış tarlalarla,
yollarla
ve bağlarla

ve yemyeşil bin bir şiirle,
taşı yaprağı çeviren şiirlerle
bekliyorum.

ve doğudan gelen
yelin esintisini
siper almış bir casus gibi
bekliyorum.

belki de, kim bilir
bir gün haber gelir bize
kanatlarının kanatlarında.

günün birinde, belki de,
taşıverir çığlıklarla
ırmaklarım

nefes al artık, nefes al,
kardeşlerin perperişan
kalbim delik deşik.
nefes al haydi.

ben,
çarmıha gerilmiş
filistinli!

(çeviri: a. kadir – s. salom)

Eugene Guillevic – Ayakta

Çocuk ders çalışıyor görünüşte
Sayfaları yavaş yavaş çeviriyor
Çocuk deniz çalışıyor gerçekte
Gözlerini ufuklara dikiyor
Durup durup adını anıyor
Aşkın sözlüğünü ezberlemekte
Bütün nöbetçilerle yarışıyor
Gözleriyle gelişini beklemekte

Biz şimdi aşk öğrenelim
İnsan dersi sonra da öğreniyor
Yüzyıllık kitaplarda bilgi kendi malınıız
Haritadan şehirler kaçmıyor ya
Sevinmek yaşarlığa dokunmaktır
Atlı gibi dört nala içimizden gidiyor
Bazen her şey yanılmaksa bile
Sevişmek en az yanılmaktır

Attila İlhan – Maria Missakian

yüksekkaldırım’da bir akşam
maria missakian’ı düşündüm
eğer kendimi bıraksam
yağmur olabilirdim yağardım
kasım’da bir çınar olurdum
yaprak yaprak dökülürdüm
kalbimi sıkı tutmasam

döküp saçıp boşaltsam
içimde yükselen şiiri
kaldırımlara döküp harcasam
gözleri balıkçıl gözleri
dudaklarında tutup rüzgarı
maria missakian adında biri
gelse göğsüne kapansam

gece gölgesine sokulsam
gökyüzünde bulutlar büyüseler
yağmuru dinlesem anlatsam
şimşekler kırılıp dökülseler
bizi sokaklarda bıraksalar
leylekler üşüyüp gitseler
dönüp arkalarına bakmadan

yine akşam oldu attila ilhan
üstelik yalnızsın sonbaharın yabancısı
belki pariste maria missakian
avuçlarında bir çarmıh acısı
gizlice bir sefalet gecesi
çocuğunu boğarmış gibi boğup paris’i
sana kaçmayı tasarlar her akşam

Özdemir Asaf – Tentation

Bana yaşadığın şehrin kapılarını aç
Sana diyeceklerim söylemekle bitmez.
Yıllardır yaşamamdan çaldığım zamanlar
Adına düğümlendi.

Bana yaşadığın şehrin kapılarını aç,
Başka şehirleri özleyelim orada seninle.
Bu evler, bu sokaklar, bu meydanlar
İkimize yetmez.

Behçet Necatigil – Gülmeleri

her evde birisi bir ikinci uğruna –
yaz yağmuru gibi
geri kalanların arada üzülmeleri.

adanmış nasıl kaçar nereye
sürer gider yaşarken ölmeleri
değişmez korkunç
olanca ağırlığı bir ona vermeleri.

gider gelir görürüm
evlerde ne/dense hep bu bölmeleri
örülü duvarlar gömülmüş gülmeleri.

İbrahim Karaca – Umutsuz Bir Şarkı

birgün gideceksin buralardan
yaz yağmuru gibi süzüleceksin.

ve ben,
her kuzu kesilişte,
başını yana yıkıp senin
hüzünlenişini göreceğim
ve çam kokan puşiyi sararken başıma sabahları
horon çevirdiğimiz günü anacağım
gözlerim acıyarak.

çıkmam ki ben
çıkmam ki ben sabaha
gün açar mı
gün doğar mı bilmem ki
bir daha.

bir gün gideceksin buralardan
pırıl pırıl ışıklı bir istasyonda
kalkarken yedi onbeş treni
tüm yorgunluğunu unutmuş
elinde ufacık valizin, kitapların
ve göklerle baş başa bırakıp beni…

Özdemir Asaf – O Akşam

ceviz kırıyorlar bakıyorum;
kabuğunu kırıyorlar cevizin.
ceviz çıkıyor…
sonra oyunlarına dalıyor çocuklar.

ben de bir ceviz alıyorum
cevizlerin içinden
deniz çıkıyor benim cevizimden,
açılıyorum

gidiyorum o ceviz kabuğunda,
çocukluğumun oyunsuz bahçelerinden.
bir akşam o çocuk oyununda
alnıma yazılan o hüzün denizinden

Edip Cansever – Saat Kulesi

nereden gelmiş bu denizsiz kente
bu yaşlı martı
konmuş saat kulesinin üstüne
öyle bir zamansızlıktan izliyor beni
çağırsam hemen çıkıp gelecek, biliyorum
çok eski bir oyundan kılıksız bir haberci gibi.

her şey yitip gidiyor
üstelik bu akşamüstü saatlerinde
şu akarsu ne kadar eski, şu tepe ne kadar eski
oysa yepyeni görünüyor ikisi de.
şakalaşmakta zamanla saat kulesi.

Blas De Otero – Başlıksız Şiir

(susalım mı bugün, ağlayalım mı yarın? -ruben dario -)

gözlerim konuşur, gözlerim,
kenetlense çenem. kör olsam
alır sözü sağ elim, başlar
konuşmaya, konuşmaya, konuşmaya.

“gördüm” demeliyim. susarım
yumarak gözlerimi. diyebilirdim ant içerek
görmedim, görmedim. dayanırdım yalana
konuşarak, konuşarak, konuşarak

ama susmak gerek, çok susmak, çok susmak.
söylenecek şey ne çok. yumabilirdim
gözlerimi, başlardım sabahtan akşama dek
konuşmaya, konuşmaya, konuşmaya.

açıkça görmese bir şeyi gözlerim, ne olur görmese!
vay başıma gelen! kesebilirdim ellerimi,
alırdı sözü kanım bu sefer, başlardı
konuşmaya, konuşmaya, konuşmaya.

Sandor Petöfi – Düş

düş,
en güzel bağışıdır doğanın bize,
odur dilekler ülkesinin kapılarını açan
girelim diye içeriye,
her istediğimize kavuşalım diye.

ne üşür, ne de aç kalır
düşünde yoksul,
sırtında allı pullu giysiler,
güzel bir evin yumuşacık halılarının üstünde
yürür gider.

düşünde kral,
ne yargılar, ne ceza verir, ne de bağışlar,
yan gelir, bakar keyfine.

düşünde delikanlı,
kavuşur sevgilisine,
uğrunda nice acılar çektiği,
sıcacık göğsünde eriyip gittiği, sevgilisine.

bense, düşlerimde,
kırarım kulluk zincirlerini
bütün halkların.

Ece Ayhan – Usta İşi

1.
fakir kuş hiç unutmaz, kitapların yakıldığı yıldı

kırk kapıdan birden devletle girdiğini gördük
başsız bir at ve içindeki solgun süslü binicisinin

dervişlere göre parçalanmış ölüm doğudan dönüyordur

onun için ki acı bir suyla üçe bölünmüştür bir kent

2.
fakir kuş hiç unutmaz, ustaları ölmüş oğlan çocukları
denizden çıkınca birbirlerinin saçlarını tararlardı

ah karpuzun içindeki kesmece delikanlım istanbul
yüreğini utanarak saklıyor ve çürümüş çiçek kokuyorsun

okuma parçası bir kentin üstünde kara güvercinler uçuşuyor.

3.
fakir kuş hiç unutmaz şu altın eytişimsel yasayı da
tarihte nice ve nite şehzade bilmeden atını taşımıştır

işte onların sandukalarında usta işi gazeller oyuludur.