Ufuk's Blog
  • Ana Sayfa
  • Şiir
  • Öykü
  • Müzik
  • Sinema
  • Yazın
  • Görsel
  • Kişisel
  • Menu Menu
Sinema

Jagten (Onur Savaşı)

377 görüntülenme

The Hunt / Onur Savaşı, hiç kuşkusuz geçtiğimiz yılın en önemli sürprizlerinden biriydi. Danimarkalı yönetmen Thomas Vinterberg’ın sekizinci uzun metrajlı filmi, toplumun ön yargılarına dair klişeye eş değer gevelemelerin zincirini tamamen kırarak, asparagas üzerinden neredeyse absürt bir “hedef gösterme” mevhumunu kendisine konu ediniyor.

Vinterberg’in, basit bir iftira hadisesinden yola çıkarak, her adımda taşlarını itina ile dizmeyi başardığı film, pek çok açıdan, içinde sosyal medyanın ‘s’sinin bile geçmediği bir yeni medya eleştiri olarak bile değerlendirilebilir rahatlıkla! Üstelik Vinterberg, bunu yaparken, izleyicinin sinirlerini germek adında türlü numaralara girişmek yerine, meseleyi neredeyse sosyal medya takipçilerinin çabuk galeyana gelmeye müsait, biraz da güdülenmiş / kurgulanmış hassasiyet çizgisine yaklaştırmayı tercih ediyor.

Bütün bu olayların merkezinde yer alan, 40 yaşındaki Lucas; gündelik düzenini alt üst eden bir boşanma sürecinden sonra hayatını yeniden düzene sokmaya, iki yakasını bir araya getirmeye çalışmaktadır. Yaşadığı muhitin yakınlarında bir kreşte çalışmaya başlayan Lucas, yeni kız arkadaşı ile duygusal yarasını dikmeye, oğluyla da arasındaki sallantılı ilişkiyi onarmaya uğraşır. Bulunduğu muhitteki bir kreşte çalışmaya başlayan Lucas, görünürde hem semt sakinleri hem de arkadaşları tarafından sevilen ve saygı duyulan biridir.

Fakat Lucas’ın yavaş yavaş ritmini bulmaya başlayan düzeni, öylesine söylenmiş küçük bir yalan yüzünden alt üst olur. Kreşteki küçük kızlardan biri olan Klara’nın söylediği bu yalana göre Lucas kendisine cinsel tacizde bulunmuştur. Hayal dünyası oldukça geniş olan, melankolik Klara’nın bu iftirası Lucas’ı kasaba halkının gözünde ‘çocuk tacizcisi’ konumuna düşürür ve sevdiği insanlar ile arasındaki sıkı ilişkinin bağları çözülmeye başlar. Üstelik Klara, Lucas’ın en yakın arkadaşı olan Theo’nun kızıdır.

Bu küçük ve önemsiz gibi görünen yalan, kısa sürede bir virüs gibi bütün kasabayı sarar ve Lucas’ın hayatı kısa sürede cehenneme dönmeye başlar. Üstelik Lucas, sadece bu yalanın kurbanı olmakla kalmaz, hakkında yeni dedikodular da türemeye başlar. Başlangıçta, bir çocuğun yalanı olarak değerlendirdiği bu iftira, Lucas’ın kontrol altına almaya çabaladığı hayatının dizginlerinin elinden kayması ile birlikte, kendisi ve kasaba halkı arasında bir çeşit savaşa dönüşmeye başlar. Sadece Lucas değil, onun etrafındaki insanlar da tehditlere maruz kalır.

Önceleri bunun basit bir iftira olduğunu düşünen Lucas, zamanla çevresi tarafından acımasızca hedef gösterilir. Öyle ki, artık Klara’nın söylediklerinin gerçek olup olmamasının bile bir önemi kalmamıştır. Bir süre sonra kasaba ahalisinin büyük bir kısmı Lucas’ın suçsuzluğunu içten içe kabul etmelerine rağmen, sahneledikleri tiyatroyu sürdürürler. Çevresindekilerin saldırılarına karşı neredeyse tek başına kalan Lucas’ın yanında ise sadece oğlu Marcus ve yakın dostlarından biri olan Bruun vardır. Fakat onların varlığı bile, zaman zaman evi taşlanan, nezarete atılan ve hatta süpermarketten alışveriş yapılmasına bile izin verilmeyen Lucas’ı, kasaba ahalisinin tacizlerinden kurtarmaya yetmez.

Yönetmen Vinterberg, Lucas’ın konumundaki değişimin dozunu o kadar başarılı bir biçimde ayarlıyor ki, her çırpınışında, Lucas’a kulaklarını tıkamakta tereddüt etmeyen, koşar adımlarla mantıktan uzaklaşan kasabalıların tavrı bir süre sonra iyiden iyiye sinirlerinizi germeye başlıyor. Sadece Lucas’ı neredeyse recme götüren bu sürenin işlenişi açısından bile izleyicinin alakasını hak eden film, yakın tarihli emsali olarak görebileceğimiz, The Doubt / Şüphe’nin daha makro düzeyde bir varyasyonu olarak değerlendirilebilir.

Filmin en önemli itici gücü ise, bütün hikâyeyi sırtlayıp götüren Mads Mikkelsen’in lezzetli performansı. Geçtiğimiz yıl Drive ile adından sıkça söz ettiren Nicolas Winding Refn’in ilk uzun metrajlı filmi olan Pusher ile dikkatleri üzerine çeken Danimarkalı aktör; Hollywood cephesinde her ne kadar aksiyon yıldızı minvalinde değerlendirilse de, kendi ülkesinde her daim takdire şayan işlere imza atıyor. The Hunt ise, aktörün filmografisindeki tepe noktalarından biri diyebiliriz…
Son yıllarda Danimarka dolaylarından kopup gelen yapımların damağımızda bıraktığı tat malumunuz. The Hunt’da bu gelenekten kopmuyor. Vinterberg’in kendi sinemasındaki ustalık dönemini işaret eden film, her karesi ayrı bir itina ile işlenmiş –kabasını ve abartısını karşılayacak biçimde- şaheser niteliğinde diyebilirim…

(Fatih Yürür, Öteki Sinema)

Benzer içerikler

  • Bir Devin Ardından: Marlon Brando
  • Paramparça: Adaletin Kalbi
  • Parazit: Yukarıdakiler, Aşağıdakiler
  • Üzgünüz, Size Ulaşamadık
  • Sen Şarkılarını Söyle: Adı Bilinmeyen Adam

İSTATİSTİKLER

Anlık ziyaretçi sayısı: 10

Günün ziyaretçi sayısı: 214

Günün görüntülenme sayısı: 278

Toplam ziyaretçi sayısı: 4.569.956

Toplam görüntülenme sayısı: 9.855.956

POPÜLER İÇERİKLER

  1. Şükrü Erbaş - Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz (401.020)
  2. Anonim // Her Şey Sende Gizli (164.139)
  3. Cahit Sıtkı Tarancı - Otuz Beş Yaş Şiiri (152.872)
  4. Birhan Keskin – Kargo (79.345)
  5. Şükrü Erbaş - Senin Korkularını Benim İnceliğimi (68.335)
  6. Attilâ İlhan - Ayrılık Sevdaya Dahil (48.863)
  7. Sabahattin Ali - Kamyon (43.301)
  8. Adnan Yücel - Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek (41.980)
  9. Nâzım Hikmet - Fevkalade Memnunum Dünyaya Geldiğime (40.500)
  10. Sabahattin Ali - Ayran (39.664)

ARŞİV İÇERİSİNDE ARA

TAKİP ET


Instagram @ufukluker
Instagram @ufukluker

SON EKLENEN İÇERİKLER

  • Pınar Kür — Asılacak Kadın’ın Savunması
  • Bir Devin Ardından: Marlon Brando
  • Ahmet Telli — Sfenks
  • Ahmet Telli — Savrulup Dururken Hayat
  • Ahmet Telli — Kirli Su

RSS [KİŞİSEL] SON OKUDUĞUM KİTAPLAR

  • Yedilerin Gizemi (Superintendent Battle, #2)
  • Mahkûm
  • Arka Sokaktaki Cinayet (Hercule Poirot, #16)
  • The Sittaford Mystery
  • Tahta Kurdu

ÇOK OKUNAN ŞAİRLER

Orhan Veli Kanık Yaşar Miraç Arif Damar Melih Cevdet Anday Enver Gökçe Cemal Süreya Attilâ İlhan Edip Cansever İlhan Berk Cahit Külebi Hasan Hüseyin Korkmazgil Refik Durbaş Adnan Yücel Kemal Özer Turgut Uyar Ece Ayhan Guy de Maupassant A. Hicri İzgören Nihat Behram Ahmet Telli Şükrü Erbaş Ümit Yaşar Oğuzcan Oruç Aruoba Nâzım Hikmet Can Yücel Sabahattin Ali Metin Eloğlu Afşar Timuçin A. Kadir Oktay Rifat Metin Altıok Rıfat Ilgaz Cahit Sıtkı Tarancı Şükran Kurdakul Ataol Behramoğlu Fazıl Hüsnü Dağlarca Gülten Akın Özdemir Asaf Necati Cumalı Ahmed Arif
by Ufuk Lüker
  • 500px
  • LinkedIn
  • Youtube
Mendilimde Kan Sesleriİsmail Uyaroğlu – Felaketlere Gülecek Kadar
Sayfanın başına dön