Bir sfenksten söz ediliyor durmadan yokmuş tuttuğu kapılardan girebilen Kör bir kuyunun karanlığında uyanıp, alevler içinde bırakıyormuş dünyayı o lanetlenmiş yedibaşlı ejderha Dostluklar bitmiş, kitaplar yakılmış veba sarmış kentin her köşesini sorular yasaklanmış, güneş sıvanmış ard arda yangınlar ortasında talan edilmiş çocukların sevinci Dehşetin renkli gürültüsü bu pervasız bakış ölüme susayan bir serserinin saldırganlığı ya […]
Kekremsi bir zaman dilimindeyiz bakır tadında geçiyor günler Tutmuş yollan bir sürü harami geleni geçeni sigaya çekmekte Şüphesiz onlar ölüm getiricilerdir ve sevincin düşmanı olarak bilinirler yoktur gözlerinde sevgilerin ışıltısı aşk yoktur, duman bürümüştür büsbütün Onlar yalnızca ölümü bağışlayabilir yalnız kederi, kahrı ve zulümleri ve tarih onlarla bizim kavgamızın sürüp duran hadisatından ibarettir Ne yazılmışsa […]
Bu kent ne zaman yaşlandı böyle ölüm kokuyor ağzı dili ve her yanı Kaşarlanmış bir orospu gibi durmadan çarpıyor bir delikanlıya Bulvar meyhanelerinde korkak şairler yeteneksiz bir sürü yazar çizer takımı koltuklayıp duruyorlar birbirlerini ölüm kol gezerken varoşlarda Ölüm kol gezerken varoşlarda ayyaş bir eşcinsel yüzünü gerdiriyor yürüyor reklam ışıkları altında kirli bir su gibi […]
Hangi çığlık bir çığ gibi yarıyorsa gecenin gerilmiş karnını bu saatte acı tükenip bitmiştir orada artık çırılçıplaktır tarihin bu sayfası Fiziğin armağan ettiği bu teller keçeleştirirken cinsel organımı haykırıyorum insan olduğumu ve çatlıyor alnıının en gergin teli Tarihin çelişkisini ve bilimin soysuz olmadığını biliyorum ne ki çıplak tellerin ucunda çırpınan bir çığlıktır insanın katettiği yol […]
“Ne zaman diye sorma, ne zaman yaprağın fetreti gülün kıyamına gülün kıyamı ağacın isyanına dönerse işte o zaman” (Hilmi Yavuz-Bedreddin Üstüne Şiirler) I/ ESİNLENEREK El yazması divanların güz solgunu ve altun işlemeli Hüznünden göçüp ol varidat’a gelince sıra Nazım ile hilmi yavuz usulca ağıyar sözlerime Ve ben böylece düşüyorum bedreddin dergahına 2/ BEDREDDİN MÜHRÜ Nazım’dı […]
I/ Gül yaprağı gibi düşer kimi kez dal uykularının yüzüne gün ışığı Kuş cıvıltıları sarar bütün dünyayı ve bir sevinç dolar yüreğine apansız Uzanıp bütün pencereleri açmak merhaba demek ister güneşe – merhaba yaşamak – merhaba dünya – merhaba ey sevda Ne ki ömürsüzdür gül sevinci parçalanmış bir gökyüzüdür yaşamak Donup kalır dudaklarında bir hüzün […]
Kaçamak sevinçlerle döndürür çıkrığını zamanın Damıtır alıngan iç çekişlerini hasretin imbiğinden Çok düşlü, sessiz ipliklerle düğümlenir hüzünlere ve vurur yüzüne çeyiz sandığının ceviz gölgesi Biriktirir karataştan sızdırır gibi üzüncü ve zaman gittikçe zulümleşen bir karadüştür göğsünde Yaslanır dalgın dünyasına ürkek direnmelerin sessiz haykırışlar yankılanır beyninde -ya sen çatla ey sabır taşı, ya ben! Solar ilk […]
Dingin sularındasın acının ve servilerin kuşluk serinliğinde usulca okşanan esmer güz yapraklarında oynuyor giz çeviriyor acının aynasını kendine Ne kalmışsa sevgiden, neyi bırakmışsa isteyerek perdelerin kıvrımında örümcek gibi geziniyor şimdi dokuyor sessizliğin güz kilimini Çok uzak ve çok beklenen bir şey var gibi doluyar akşamlarına birden batırıyor canına sivri dişlerini az değil sessizliğin öğrettiği Az […]
Sessizliği bitirdin mi susar kuşlar hayın tanıklar tutar bütün yolları üstelik birer iskelet gibi sırıtırlar ve iğrenç suratlarından gecenin katranı damlar Çorak bir topraksa yüreğin çatlamışsa susuzluktan -sevgisizliktir bu unutma- Sevgiler ki hayatın cıvıldayan kuşlarıdır hiç mi hiç şakımazlar oralarda Şakımazsa bahar derin sularında ormanın yansımazsa sevgilerin billur ırmağında hayat hep yasta kalacaktır o çok […]
Konuklar bir şeyleri alıp bir şeyleri bırakıp gittiler Bütün sigara tablaları dolu fincanların kimi boş kimi yarım kiminde dudakların izi Duvarda hala o içtenmiş gibi yankılanan çıngıraklı kahkahalar Perdelerin kıvrımına gizlenip seyrediyorlar hala bırakıp gittikleri kulaklarıyla Ah evet susturmalı şu dönüp duran plağı da kaçıncı kez dinlenildi bu gece bu madeni sesli kadın sevilen yanını […]
I/ Bir çığlığın sessizliğidir derin suların dinginliği ki çınlar yüreğinin kararan kayalarında Derin sulann dinginliği çatlatır yüreğinde korkunun tohumunu çünkü sessizlik en büyük ustadır düşü gerçeğe dönüştürüverir apansız Isınr bir hançerin yalan dili gibi çatallaşan çeliği Sonra yalnızca öyküler kalır ve sen onu yaşarsın çaresiz II/ Dirhem dirhem tartılmaz ki dostluk yaşanmaz ki vermesini bilmeden […]
Toprağı nasıl kavrarsa ayrıkotları ve nasıl çölleştirirse usul usul öylece sarmış seni yanlışlar çürütmüş yüreğindeki öfkenin dayanıksız tohumlarını çorak bir toprağa döndürmüş içini Zehirli sütleğenler sürülmüş ökselere sinsi bekleyişler gibi yapışkan iğrenç gülücükler serpiştirilmiş belli ki sen konacaksın acemi sekişlerle yalnızlığın bu hayın ökselerine Ve şimdi uysal bir kedi gibi sokuluyorsun gergefini sessizce işleyen gecenin […]
Meydan okuyarak zamana tanrıya ve aşka bir palet toprağın gizemini çivilemişsin tuvaline özleştirip bakışınla Bakışın ki kısaltır özge aşklan sokar dergahına secde ettirir varılmaz uzaklıktır bakışın Çöreklenmiş alaycı bir gülüş dudaklarının hayın kıvrımına iki yüzlü küçümseyici ve sevdalı Belli etmesen de üşüyorsun belli Al omzuna harmaniyeni ellerinle Ellerin ki dokur zamanın tezgahında aşkın bin türlüsünü […]
I/ Bir bulut gibi sarıp sarmalayıp ılıkça örterken üstümüzü gece biriktirir yeraltı suları gibi acının ince sızıntısını içimize Ve dudaklanmızda sıla türküleri savurur nice sevdalann yangınını canevimize Efkar duman dumandır artık Bozkırın bir çığlığıdır bozlak ince, derin ve sessiz bir sancıdır Bıçak gibi saplanır kimi kez kimi kez kor gibi düşer bir yanımıza Kavurur yalnızlığı […]
Hayatın devraldığı sessiz bir özsudur acı birikir yüreğinin kıvrımlarında ve ağar gözlerine ağır ağır Bulutlar yere inmiştir artık ya da gurbettesindir Unutma Bir hayalet gibi kapındadır yalnızlık denilen şey ufkun kararabilir birden için çölleşebilir Kaçışın bile bir adımdır ya da dönüşündür kendine Unutma Her sayfası kederle kararan bir hüzün defterine döner günler ve her sabah […]
O yorgunluğun kitaplarındaki umutsuz sevgiler miydi düşleri eskiten bir kez miydi tam yüreğimize saplanışı o kemirgen kuşkuların o yabanıl uğultuların Ömürboyu yalnızlık yargılısının buluvermek birden kerem sevdasını canımızın çekirdeğinde üstelik bunca ayrılıklardan sonra Soyunup bütün kitaplardan hüzünden ayrılıklardan aşmak istesek de masal dağlarını tutabilir miyiz yelesini o tanrısal atların Dinlenirken sevginin billur ırmağında güneş kararıyor […]
Uç verirken yüreğinin kıvrımında sürgün sancısı solgun bir gülün ağar gözlerinin yorgun peteğine bal acısı ile yüklü hüzün ve dinler göğsünün harmanında yaman koşucusu bekleyişlerin Zamanın acılaştırdığı kavruk bir direnmedir hasret Üfler acıya ve zamana karşı kerem yalımını sevdaların ve yaratır nice yenilgilerden mermer anıtını umudun Bin umudunu işleyerek bir mermere direnir hasretinde acının nakkaşı […]
Her nasılsa yalnızsın Bir giz gibi deliyor yüreğini cansıkıntılarının burgusu ve hep bir şeyler eksik gibi bir şeyler bekler gibisin Yeni bozgunlar yeni yenilgiler peşindesin Bir bozkır kuraklığına dönmüş için Oysa yalnız bir öpüştür gurbeti türkülere dönüştüren Çoktandır su vermedin çiçeklere ve yüreğinin çeliğine Zaman terkisine almış da öpücükleri koşuyor sessizliğin ve yalnızlığın iyotlu kıyılarına […]
Ayniıkiann puslu aynasındadır bekleyişlerin solgun yüzü Bekleyişler ki demlenişidir sabrın damıtır sessizliği ve üzüncü damıtır gurbetin kavruk memesinden ve emzirir hasretin yanık yüzlü çocuğunu Sen ey sabrın ve üzüncün dervişi başını zamanın göğsüne koy ve dinle yalnızlığın iç çekişlerini Yalnızlıklar ki suskun bir akşamüstüdür usulca örtünecektir gecenin sessiz tülünü ve düşecektir ince bir rüzgarla hüznün […]
Öyle yorgun düşmüşüm ki acının mavzerini taşımaktan bulanık sular basıyor birden bütün mevzilerimi sonra çöle kesiyor içim Bu alaturka şarkılar da fena kanırtıyor bazen anıların ve acıların kabuğunu gagalıyor kanatırcasına yarayı susamış bir kerkenez Sesimin pınan kuruyor susunca sesinin kuşları Uzayıp giden bir bozkır kesiliyor dudaklarım kavruluyor yalım yalım Sesini ver bana dilinle Su verir […]
– 1. dinlerdim telâşlı kanunlardan sarışın türkçeyi nasıl da sevdim ne iştir bilmeden sevmeyi ürkek bir çilenti usulca yoklardı bahçeyi nerde tâvus kuşları nerde müjgân’ın gençliği nasıl da sevdim ne iştir bilmeden sevmeyi okşamak kumrallığını içimden uysal lambaların beyhude ıslıklarını yakınlaşan sonbaharın akşam tenhalığında birlikte duygulanmaların saklı mutluluğuyla dalgından çok daha fazla dalgın nasıl da […]
boş bir taş varsa bu ülkede üstünde ben varım bir fabrika gibi soluklu yerinde duramayan kaç kulaç boş varsa bu denizde üstünde ben varım bir şubat vapuru gibi puslu duman duman eylül ocaklarından simsiyah ben çıkarım iktisat fakültesi’ndeki akşam aydınlığıyım yağmurlu camlardan saygıyla kitaplara vuran ne kadar mehmed varsa kuşkusuz benim adım yunus emre’den bu […]
-bağışlanmayan fikir suçlularına!- bir fabrika çıkardım kırgınlığımızdan bütün atölyelerini yerli yerine kurdum işçi yazılarak gece vardiyasına sabahlara kadar özgürlük dokudum yukarda gökyüzü kıvılcım ve duman şimşekler atlıyor arkası arkasına her biri yanılmış birer çığlık bir sendika çıkardım yorgunluğumuzdan adı üzerinde yorgunlar sendikası seni üye yazdım henüz tanımadan nasıl olsa şarkın hepimizin şarkısı sesin nasıl olsa […]
çağrışım neonları dakikada bir çakıyor havada yalnızlık bir bıçak gibi çekili gözlerin gözlerimi gece yarısı bırakıyor karakol kırmızısı cehennem yeşili gece yarısı kalkıyor kaçırdığım gemiler hay allah kim imzalamış bu kadınları dudaklarını düşünsen ömrün yetişmez gülümsemesinler öyle parlar ki alınları besbelli bu aydınlıkta sevişilmez insan utanır çıplaklığında ürker sen ki içimin sabahçı kahvelerinde tutuklu sendikacıları […]
gitmek bekârlığından eskimiş çıkarak üşümeye gitmek çabuk bir bıçak ağzında o açık gülümseme karın beyazlığında sağ kasığına doğru iki üç parmak ölümün parladığı şahkulu sokağı’nda yalnızlığı tükürmek ikiye katlanarak hiç sevilmediğini taş gibi anlamak yahudi karanlığı iç kulağında gitmek son gökyüzü Süleyman şahkulu aşağıdan yukarıya lambaları titreyen bir giyotin hızıyla yanlışlığı bitiren doğumundan bu yana […]
yıllar var ki serçeleri unutmuşum üzerimden gökyüzünü almışlar gibi asfaltların karanlığında boğulmuşum ufacık oysa hep böyle uçuşurlarmış karlı ağaçların arasında alfabemdeki iyimserlikleri bir türlü anlaşılmamış yıllar var ki serçeleri unutmuşum kuruş kuruş beni vurmuş öldürmüşler boşa çıkmış başkaldırmam sarhoşluğum onlarsa benim için ışık biriktirirlermiş şafak kapılarında gülüşürmüşler çocuk zenginlikleri hiç bitmemiş
beni de kırdılar içimden kırdılar karanlık camlardan sular akıyordu şimşekli bir boşlukta saat vurdu beni de kırdılar belki yalnızdılar belki onların da çocukluğu yoktu bütün şarkılara kapalıydılar bir genç kız değmemişti saçlarına beni de kırdılar ben artık küsüm yağmurları yağmıyor ağaçlarıma sularından içmiyorum susadım ama beni de kırdılar soğuk bir ölüm çevik bir bıçak gibi […]
eğer büyükse gök gemi kalçaları rıhtımda ıslık çalanlar eğer büyükse deniz tophane’deki şirket pencerelerinde elektrikli daktiloların italik harfleriyle delik eğer büyükse çizdiğim hiç kimseden çok kimseye çınlasın bir daha boşlukta İstanbul bakır bir çan gibi ezanların dağıldığı ve şiirlerin beş vakit minarelerinde İbrahim cura’nın dağıldığı ve kendi oyunuyla yenik mütareke balkonlarından yağmurlu bir caddeye eğer […]
bitmeyecek bu benim alıp başımı gittiğim senin için kaç İstanbul değişerek yeniden başlamak halinde sevdiğim gökyüzünü en güzel yüzünle düşünmek bitmeyecek delilikler biriktirdiğim her akşam uyanıp bir başkasında o parkta yine ağustos mızıkacıları unter der linden diye dinlediğim bir gece yarısı iki harp arasında bak senin saçların inge’nin saçları inge’nin çocukluğu taktığın çiçek gözlerin inge’nin […]
miyop yahudilerden korkarım sanki elleriyle ağlıyorlar işleri güçleri sonbahar geçen harpten hatırladığım yaşamak hesabında yarım kalmışlar ölmek hesabına katamadığım bulvardaki alarm akşamları yaprakları gittikçe azalan ne kadar geçse de aradan kurşuna dizilmek kadınları gözlükleri yağmurda buğulanan hâlâ karanlık alınları gök daha kirli her sürgünden nazi avlularındaki soğuk büyük bir boşluğa yolculuk isli karartma şehirlerinden çok […]
yağmurun yerden göğe yağdığı bu gece yasak bölgedeyim büyük çingenelerin çaldığı kaçak silahların içindeyim sevişmek kapısının kapandığı bir nabız yoklar ki daima hızlı bir nabız yoklar elim öpüştüklerim hırsızlama çirkin bir ağızda dişlerim bir bıçak değer dudağıma gök yarıldıkça şimşeklerden soğuk aynalarda kilitliyim tırnaklarımdaki elektrikten su gibi erir iliştiklerim kıvılcımlar uçar kirpiklerimden doğumdan öncesini yaşıyorum […]
Ahmet Telli — Sfenks
Bir sfenksten söz ediliyor durmadan yokmuş tuttuğu kapılardan girebilen Kör bir kuyunun karanlığında uyanıp, alevler içinde bırakıyormuş dünyayı o lanetlenmiş yedibaşlı ejderha Dostluklar bitmiş, kitaplar yakılmış veba sarmış kentin her köşesini sorular yasaklanmış, güneş sıvanmış ard arda yangınlar ortasında talan edilmiş çocukların sevinci Dehşetin renkli gürültüsü bu pervasız bakış ölüme susayan bir serserinin saldırganlığı ya […]
Ahmet Telli — Savrulup Dururken Hayat
Kekremsi bir zaman dilimindeyiz bakır tadında geçiyor günler Tutmuş yollan bir sürü harami geleni geçeni sigaya çekmekte Şüphesiz onlar ölüm getiricilerdir ve sevincin düşmanı olarak bilinirler yoktur gözlerinde sevgilerin ışıltısı aşk yoktur, duman bürümüştür büsbütün Onlar yalnızca ölümü bağışlayabilir yalnız kederi, kahrı ve zulümleri ve tarih onlarla bizim kavgamızın sürüp duran hadisatından ibarettir Ne yazılmışsa […]
Ahmet Telli — Kirli Su
Bu kent ne zaman yaşlandı böyle ölüm kokuyor ağzı dili ve her yanı Kaşarlanmış bir orospu gibi durmadan çarpıyor bir delikanlıya Bulvar meyhanelerinde korkak şairler yeteneksiz bir sürü yazar çizer takımı koltuklayıp duruyorlar birbirlerini ölüm kol gezerken varoşlarda Ölüm kol gezerken varoşlarda ayyaş bir eşcinsel yüzünü gerdiriyor yürüyor reklam ışıkları altında kirli bir su gibi […]
Ahmet Telli — Gece
Ey kemendi düğümleyen karanlık gece Karadır ellerin korkuların kadar Unutma şunu, yaz aklının defterine bizim boynumuz bedreddin boynudur
Ahmet Telli — Acıya Alışılmaz
Hangi çığlık bir çığ gibi yarıyorsa gecenin gerilmiş karnını bu saatte acı tükenip bitmiştir orada artık çırılçıplaktır tarihin bu sayfası Fiziğin armağan ettiği bu teller keçeleştirirken cinsel organımı haykırıyorum insan olduğumu ve çatlıyor alnıının en gergin teli Tarihin çelişkisini ve bilimin soysuz olmadığını biliyorum ne ki çıplak tellerin ucunda çırpınan bir çığlıktır insanın katettiği yol […]
Ahmet Telli — Bedreddin Üstüne Dörtlükler
“Ne zaman diye sorma, ne zaman yaprağın fetreti gülün kıyamına gülün kıyamı ağacın isyanına dönerse işte o zaman” (Hilmi Yavuz-Bedreddin Üstüne Şiirler) I/ ESİNLENEREK El yazması divanların güz solgunu ve altun işlemeli Hüznünden göçüp ol varidat’a gelince sıra Nazım ile hilmi yavuz usulca ağıyar sözlerime Ve ben böylece düşüyorum bedreddin dergahına 2/ BEDREDDİN MÜHRÜ Nazım’dı […]
Ahmet Telli — Hayatın Uçurumlarıdır Yalnızlıklar
I/ Gül yaprağı gibi düşer kimi kez dal uykularının yüzüne gün ışığı Kuş cıvıltıları sarar bütün dünyayı ve bir sevinç dolar yüreğine apansız Uzanıp bütün pencereleri açmak merhaba demek ister güneşe – merhaba yaşamak – merhaba dünya – merhaba ey sevda Ne ki ömürsüzdür gül sevinci parçalanmış bir gökyüzüdür yaşamak Donup kalır dudaklarında bir hüzün […]
Ahmet Telli — Sevdalar Duman Olur
Kaçamak sevinçlerle döndürür çıkrığını zamanın Damıtır alıngan iç çekişlerini hasretin imbiğinden Çok düşlü, sessiz ipliklerle düğümlenir hüzünlere ve vurur yüzüne çeyiz sandığının ceviz gölgesi Biriktirir karataştan sızdırır gibi üzüncü ve zaman gittikçe zulümleşen bir karadüştür göğsünde Yaslanır dalgın dünyasına ürkek direnmelerin sessiz haykırışlar yankılanır beyninde -ya sen çatla ey sabır taşı, ya ben! Solar ilk […]
Ahmet Telli — Sessizliğin Yorgun Güzü
Dingin sularındasın acının ve servilerin kuşluk serinliğinde usulca okşanan esmer güz yapraklarında oynuyor giz çeviriyor acının aynasını kendine Ne kalmışsa sevgiden, neyi bırakmışsa isteyerek perdelerin kıvrımında örümcek gibi geziniyor şimdi dokuyor sessizliğin güz kilimini Çok uzak ve çok beklenen bir şey var gibi doluyar akşamlarına birden batırıyor canına sivri dişlerini az değil sessizliğin öğrettiği Az […]
Ahmet Telli — Boğuntunun Yılan Isırıkları
Yalnız sevgiler kandilinde titrek alevi hüznün çarpıyor sapsarı toprağına yüzünün ve akıyor mumyalaşmış bir korku pencerelerden Saatlerin kadranlarına asılmış binlerce ton izmarit kokusu sessiz dualar mı ilençler mi büyütüyor ağırdan yürüyen zamanı Düşerek şamdanların paslanmış yüreğinden kapaklanıyor kuştüyü yastıklara sarsılıyor hıçkırıklarla ve öpüyor aldanışlarının oyalı mendilini Nasıl da deliyor isterik kahkahalar kulaklarının karanlık kuyusunu doluyor […]
Ahmet Telli — Sessizliğin Kuşları
Sessizliği bitirdin mi susar kuşlar hayın tanıklar tutar bütün yolları üstelik birer iskelet gibi sırıtırlar ve iğrenç suratlarından gecenin katranı damlar Çorak bir topraksa yüreğin çatlamışsa susuzluktan -sevgisizliktir bu unutma- Sevgiler ki hayatın cıvıldayan kuşlarıdır hiç mi hiç şakımazlar oralarda Şakımazsa bahar derin sularında ormanın yansımazsa sevgilerin billur ırmağında hayat hep yasta kalacaktır o çok […]
Ahmet Telli — Konuklar
Konuklar bir şeyleri alıp bir şeyleri bırakıp gittiler Bütün sigara tablaları dolu fincanların kimi boş kimi yarım kiminde dudakların izi Duvarda hala o içtenmiş gibi yankılanan çıngıraklı kahkahalar Perdelerin kıvrımına gizlenip seyrediyorlar hala bırakıp gittikleri kulaklarıyla Ah evet susturmalı şu dönüp duran plağı da kaçıncı kez dinlenildi bu gece bu madeni sesli kadın sevilen yanını […]
Ahmet Telli — Sessizliğin Çanları
I/ Bir çığlığın sessizliğidir derin suların dinginliği ki çınlar yüreğinin kararan kayalarında Derin sulann dinginliği çatlatır yüreğinde korkunun tohumunu çünkü sessizlik en büyük ustadır düşü gerçeğe dönüştürüverir apansız Isınr bir hançerin yalan dili gibi çatallaşan çeliği Sonra yalnızca öyküler kalır ve sen onu yaşarsın çaresiz II/ Dirhem dirhem tartılmaz ki dostluk yaşanmaz ki vermesini bilmeden […]
Ahmet Telli — Yalnızlığın Ayrıkotları
Toprağı nasıl kavrarsa ayrıkotları ve nasıl çölleştirirse usul usul öylece sarmış seni yanlışlar çürütmüş yüreğindeki öfkenin dayanıksız tohumlarını çorak bir toprağa döndürmüş içini Zehirli sütleğenler sürülmüş ökselere sinsi bekleyişler gibi yapışkan iğrenç gülücükler serpiştirilmiş belli ki sen konacaksın acemi sekişlerle yalnızlığın bu hayın ökselerine Ve şimdi uysal bir kedi gibi sokuluyorsun gergefini sessizce işleyen gecenin […]
Ahmet Telli — Bal Acısı
Meydan okuyarak zamana tanrıya ve aşka bir palet toprağın gizemini çivilemişsin tuvaline özleştirip bakışınla Bakışın ki kısaltır özge aşklan sokar dergahına secde ettirir varılmaz uzaklıktır bakışın Çöreklenmiş alaycı bir gülüş dudaklarının hayın kıvrımına iki yüzlü küçümseyici ve sevdalı Belli etmesen de üşüyorsun belli Al omzuna harmaniyeni ellerinle Ellerin ki dokur zamanın tezgahında aşkın bin türlüsünü […]
Ahmet Telli — Gurbet
I/ Bir bulut gibi sarıp sarmalayıp ılıkça örterken üstümüzü gece biriktirir yeraltı suları gibi acının ince sızıntısını içimize Ve dudaklanmızda sıla türküleri savurur nice sevdalann yangınını canevimize Efkar duman dumandır artık Bozkırın bir çığlığıdır bozlak ince, derin ve sessiz bir sancıdır Bıçak gibi saplanır kimi kez kimi kez kor gibi düşer bir yanımıza Kavurur yalnızlığı […]
Ahmet Telli — Yalnızsan Eğer
Hayatın devraldığı sessiz bir özsudur acı birikir yüreğinin kıvrımlarında ve ağar gözlerine ağır ağır Bulutlar yere inmiştir artık ya da gurbettesindir Unutma Bir hayalet gibi kapındadır yalnızlık denilen şey ufkun kararabilir birden için çölleşebilir Kaçışın bile bir adımdır ya da dönüşündür kendine Unutma Her sayfası kederle kararan bir hüzün defterine döner günler ve her sabah […]
Ahmet Telli — Bunca Ayrılıklardan Sonra
O yorgunluğun kitaplarındaki umutsuz sevgiler miydi düşleri eskiten bir kez miydi tam yüreğimize saplanışı o kemirgen kuşkuların o yabanıl uğultuların Ömürboyu yalnızlık yargılısının buluvermek birden kerem sevdasını canımızın çekirdeğinde üstelik bunca ayrılıklardan sonra Soyunup bütün kitaplardan hüzünden ayrılıklardan aşmak istesek de masal dağlarını tutabilir miyiz yelesini o tanrısal atların Dinlenirken sevginin billur ırmağında güneş kararıyor […]
Ahmet Telli — Bir Direnmedir Hasret
Uç verirken yüreğinin kıvrımında sürgün sancısı solgun bir gülün ağar gözlerinin yorgun peteğine bal acısı ile yüklü hüzün ve dinler göğsünün harmanında yaman koşucusu bekleyişlerin Zamanın acılaştırdığı kavruk bir direnmedir hasret Üfler acıya ve zamana karşı kerem yalımını sevdaların ve yaratır nice yenilgilerden mermer anıtını umudun Bin umudunu işleyerek bir mermere direnir hasretinde acının nakkaşı […]
Ahmet Telli — Her Nasılsa Yalnızsın
Her nasılsa yalnızsın Bir giz gibi deliyor yüreğini cansıkıntılarının burgusu ve hep bir şeyler eksik gibi bir şeyler bekler gibisin Yeni bozgunlar yeni yenilgiler peşindesin Bir bozkır kuraklığına dönmüş için Oysa yalnız bir öpüştür gurbeti türkülere dönüştüren Çoktandır su vermedin çiçeklere ve yüreğinin çeliğine Zaman terkisine almış da öpücükleri koşuyor sessizliğin ve yalnızlığın iyotlu kıyılarına […]
Ahmet Telli — Bir Hüzün Mevsiminden Çıkarken Kalbim
Ayniıkiann puslu aynasındadır bekleyişlerin solgun yüzü Bekleyişler ki demlenişidir sabrın damıtır sessizliği ve üzüncü damıtır gurbetin kavruk memesinden ve emzirir hasretin yanık yüzlü çocuğunu Sen ey sabrın ve üzüncün dervişi başını zamanın göğsüne koy ve dinle yalnızlığın iç çekişlerini Yalnızlıklar ki suskun bir akşamüstüdür usulca örtünecektir gecenin sessiz tülünü ve düşecektir ince bir rüzgarla hüznün […]
Ahmet Telli — Sesinin Kuşları Susunca
Öyle yorgun düşmüşüm ki acının mavzerini taşımaktan bulanık sular basıyor birden bütün mevzilerimi sonra çöle kesiyor içim Bu alaturka şarkılar da fena kanırtıyor bazen anıların ve acıların kabuğunu gagalıyor kanatırcasına yarayı susamış bir kerkenez Sesimin pınan kuruyor susunca sesinin kuşları Uzayıp giden bir bozkır kesiliyor dudaklarım kavruluyor yalım yalım Sesini ver bana dilinle Su verir […]
Attilâ İlhan — Müjgân’a Aşk Şarkıları
– 1. dinlerdim telâşlı kanunlardan sarışın türkçeyi nasıl da sevdim ne iştir bilmeden sevmeyi ürkek bir çilenti usulca yoklardı bahçeyi nerde tâvus kuşları nerde müjgân’ın gençliği nasıl da sevdim ne iştir bilmeden sevmeyi okşamak kumrallığını içimden uysal lambaların beyhude ıslıklarını yakınlaşan sonbaharın akşam tenhalığında birlikte duygulanmaların saklı mutluluğuyla dalgından çok daha fazla dalgın nasıl da […]
Attilâ İlhan — Mehmed Sıradağları
boş bir taş varsa bu ülkede üstünde ben varım bir fabrika gibi soluklu yerinde duramayan kaç kulaç boş varsa bu denizde üstünde ben varım bir şubat vapuru gibi puslu duman duman eylül ocaklarından simsiyah ben çıkarım iktisat fakültesi’ndeki akşam aydınlığıyım yağmurlu camlardan saygıyla kitaplara vuran ne kadar mehmed varsa kuşkusuz benim adım yunus emre’den bu […]
Attilâ İlhan — Yorgunlar Sendikası
-bağışlanmayan fikir suçlularına!- bir fabrika çıkardım kırgınlığımızdan bütün atölyelerini yerli yerine kurdum işçi yazılarak gece vardiyasına sabahlara kadar özgürlük dokudum yukarda gökyüzü kıvılcım ve duman şimşekler atlıyor arkası arkasına her biri yanılmış birer çığlık bir sendika çıkardım yorgunluğumuzdan adı üzerinde yorgunlar sendikası seni üye yazdım henüz tanımadan nasıl olsa şarkın hepimizin şarkısı sesin nasıl olsa […]
Attilâ İlhan — Yüksek Gerilim
çağrışım neonları dakikada bir çakıyor havada yalnızlık bir bıçak gibi çekili gözlerin gözlerimi gece yarısı bırakıyor karakol kırmızısı cehennem yeşili gece yarısı kalkıyor kaçırdığım gemiler hay allah kim imzalamış bu kadınları dudaklarını düşünsen ömrün yetişmez gülümsemesinler öyle parlar ki alınları besbelli bu aydınlıkta sevişilmez insan utanır çıplaklığında ürker sen ki içimin sabahçı kahvelerinde tutuklu sendikacıları […]
Attilâ İlhan — Gitmek Süleyman Şahkulu
gitmek bekârlığından eskimiş çıkarak üşümeye gitmek çabuk bir bıçak ağzında o açık gülümseme karın beyazlığında sağ kasığına doğru iki üç parmak ölümün parladığı şahkulu sokağı’nda yalnızlığı tükürmek ikiye katlanarak hiç sevilmediğini taş gibi anlamak yahudi karanlığı iç kulağında gitmek son gökyüzü Süleyman şahkulu aşağıdan yukarıya lambaları titreyen bir giyotin hızıyla yanlışlığı bitiren doğumundan bu yana […]
Attilâ İlhan — Usturanın Ağzında
yıllar var ki serçeleri unutmuşum üzerimden gökyüzünü almışlar gibi asfaltların karanlığında boğulmuşum ufacık oysa hep böyle uçuşurlarmış karlı ağaçların arasında alfabemdeki iyimserlikleri bir türlü anlaşılmamış yıllar var ki serçeleri unutmuşum kuruş kuruş beni vurmuş öldürmüşler boşa çıkmış başkaldırmam sarhoşluğum onlarsa benim için ışık biriktirirlermiş şafak kapılarında gülüşürmüşler çocuk zenginlikleri hiç bitmemiş
Attilâ İlhan — Ben Artık Küsüm
beni de kırdılar içimden kırdılar karanlık camlardan sular akıyordu şimşekli bir boşlukta saat vurdu beni de kırdılar belki yalnızdılar belki onların da çocukluğu yoktu bütün şarkılara kapalıydılar bir genç kız değmemişti saçlarına beni de kırdılar ben artık küsüm yağmurları yağmıyor ağaçlarıma sularından içmiyorum susadım ama beni de kırdılar soğuk bir ölüm çevik bir bıçak gibi […]
Attilâ İlhan — Karanlığın Tadı
eğer büyükse gök gemi kalçaları rıhtımda ıslık çalanlar eğer büyükse deniz tophane’deki şirket pencerelerinde elektrikli daktiloların italik harfleriyle delik eğer büyükse çizdiğim hiç kimseden çok kimseye çınlasın bir daha boşlukta İstanbul bakır bir çan gibi ezanların dağıldığı ve şiirlerin beş vakit minarelerinde İbrahim cura’nın dağıldığı ve kendi oyunuyla yenik mütareke balkonlarından yağmurlu bir caddeye eğer […]
Attilâ İlhan — Ağustos Mızıkacıları
bitmeyecek bu benim alıp başımı gittiğim senin için kaç İstanbul değişerek yeniden başlamak halinde sevdiğim gökyüzünü en güzel yüzünle düşünmek bitmeyecek delilikler biriktirdiğim her akşam uyanıp bir başkasında o parkta yine ağustos mızıkacıları unter der linden diye dinlediğim bir gece yarısı iki harp arasında bak senin saçların inge’nin saçları inge’nin çocukluğu taktığın çiçek gözlerin inge’nin […]
Attilâ İlhan — Exodus
miyop yahudilerden korkarım sanki elleriyle ağlıyorlar işleri güçleri sonbahar geçen harpten hatırladığım yaşamak hesabında yarım kalmışlar ölmek hesabına katamadığım bulvardaki alarm akşamları yaprakları gittikçe azalan ne kadar geçse de aradan kurşuna dizilmek kadınları gözlükleri yağmurda buğulanan hâlâ karanlık alınları gök daha kirli her sürgünden nazi avlularındaki soğuk büyük bir boşluğa yolculuk isli karartma şehirlerinden çok […]
Attilâ İlhan — Artı Sonsuz
yağmurun yerden göğe yağdığı bu gece yasak bölgedeyim büyük çingenelerin çaldığı kaçak silahların içindeyim sevişmek kapısının kapandığı bir nabız yoklar ki daima hızlı bir nabız yoklar elim öpüştüklerim hırsızlama çirkin bir ağızda dişlerim bir bıçak değer dudağıma gök yarıldıkça şimşeklerden soğuk aynalarda kilitliyim tırnaklarımdaki elektrikten su gibi erir iliştiklerim kıvılcımlar uçar kirpiklerimden doğumdan öncesini yaşıyorum […]