Ufuk's Blog
  • Ana Sayfa
  • Şiir
  • Öykü
  • Müzik
  • Sinema
  • Yazın
  • Görsel
  • Kişisel
  • Menu Menu
Öykü

Bekir Yıldız – Kara Çarşaflı Gelin

472 görüntülenme

Dışarıya baktı Şara. Gece, ön akşamdan daha aydınlıktı. Aya, güneş vurduğunda hep böyle olurdu bozkırda gece ve geceler.

Ansızın pencerenin az ötesindeki lekeyi gördü. Kocasının öldürdüğü adamın kanıydı bu. Karanlığın süpürüldüğü gecede, sanki kanatılmış gibiydi toprak.

“Ah!” dedi Şara, yüreğine. “Ah!”

Cılızdı ama, umutlanacağı güçler, Tanrısı, sırtını dönmüştür dünden beri kendisine. Can almıştı kocası çünkü, canı yaradandan tez.

Kocasının günahına ortaklaşan başını, pencerenin demirine dayadı Şara. Gözleri, kanlı toprağa bağlıydı gene. Önce bir gölge gibi dikeldi kan. Sonra, gölgenin içi, can doldu sanki. Kocası belli belirsiz çıkageldi ardından. Eli tabancalı, aklı kindar… Birşeyler konuştular komşusu adamla, tez ve ateşli. Ateş açtı kocası.

Bozkırın tepesinde, yürüyen lamba gibiydi ay. Gelip geçti damların üzerinden. Yel esti bu sıra. Önce, canı söndürdü. Cansız gölge, yeniden serildi yere. Şara, kırmızılanmış toprakla yalnız başına kalınca, “Ah!” dedi, yeni baştan, “Komşu adamın kanı bu.”

Yürek, korkuyla tıka-basa dolunca, pencereyi kapattı Şara. Bir süre akılsız kaldı başı. Deli gibi dolandı odanın içinde. Yerde yatan çocuklarına çarptı. Düştüğünde kızının ayakları ucundaydı.

Kara bir ağıt tutturdu; bozkıra hiç ayışığı uğramamışçasına.

“Desene aney,” dedi Genzua. “Ben kurbanlık kuzu olmuşam.”

Eşiklikte oturuyorlardı. Sabah, nerdeyse köyden tarlalara taşınacaktı. Şara, kızının saçlarında el gezdirdi.

“Kardaşını vursalar, daha mı iyi yavrum?” dedi.

“Ama o küçük,” dedi Genzua. “El kadar uşağa silah atılır mıymış?”

“Beklerler kurban olduğum. Obalı, kan alacağını unutmaz.”

“Çileli başım,” dedi Genzua, on üçe yeni ulaşan sesiyle. “Ben de ufağım. Heder etmen beni. Başka mümkünü yok mu?”

“Ya da toprak ister ölü evi,” dedi Şara. “Baban mapusta olmasa, toprak yere girsin.”

Genzua, göz düşürdü, yukarıdan aşağıya. Önü ardı, boşluğa geldi ansızın. Soluk aldı, soluk verdi.

“Canım iğneli beşik olduktan sonra,” dedi. “İster alın, ister satın.”

Şara, dudak ısırdı. Sevgi yeşertti.

“Anan,” dedi. “Soyumuza kalkan olan canına kurban olsun. Di kalk esvabın yenilensin.”
Genzua büzüldü.

“Kanım bugün mü bağışlanacak?”

“He,” dedi Şara. “Ölüevi akıtılmamış kana razı. Ve sabırsız.”

Genzua, on üçlük bedenini ayağa kaldırdı. Boy atacaktı daha yıllarca. İliği kemiği dolacak, babaocağında mutlu ya da mutsuz günler yaşayacaktı. Böyle düşünmüştür az öncesine kadar. Ama, babasının akıttığı kana karşılık, kendi kanı bağışlanınca, bu kadarcık kalacağına, ömür yolunun dar ve karanlık olduğuna akıl yürüttü. Anasına sarılıp ağlayamadı. Unutmuştu belki, hakkı olan ağlamayı da.

Şara, kızının elinden tuttu. Hafif beden, ağrıdı şimdi. Bıçağı görünce meliyen, huysuzlaşan kurban gibi direndi Genzua.

“Yarın Sal beni aney,” dedi. “Bu akşam, bir yanıma sen, öbür yanıma kardaşım yatsın.”

“Gözünün yağına kurban.” Dedi Şara, umutsuz bir sesle. “Ölüevi kanını soğutmak istemez. Hemin de boklarını balta kesmez böylesi günde. Bugün isterler seni. Dedikleri olmalı.”
Odaya girdiler. Yüklükten yorganları, döşekleri indirdi Şara. Açmak istediği, Genzua’nın ceviz sandığıydı. Yeşildi rengi. Kenarları çember kaplı…

“Soyun,” dedi Şara.

Genzua, kapağı açılmış sandığa baktı. Nenesinden kalma, anasından armağan, iğne oynatmıya başlıyalı beri; kendi eliyle işlediği tek-tük çeyizlerine gönül tazeledi.

“Ya bunlar?” diye sordu Genzua. Halep ibrişimiyle işlenmiş yastık örtüsünü gösterirken.

“Hepsi burda kalacak,” dedi Şara. “Düğün olmayacaktı ya!”

Genzua, anasının bacaklarına sarıldı. Ağlamak baldan tatlı geldi.

“Kime varacağım aney?” dedi sonunda. “Düğünsüz, derneksiz.”

Şara, bir tutamı kınalanmış kızının saçlarına yüzünü gömdü. Ona da ağlamak, gülmekten hoş geldi.

“Ne bilem Genzuam,” dedi. “Ya oğullarından biri alır seni, ya da başkasına satarlar. Elleri dardaymış da.”

Güneş tepeye çıktıkça gölgeler ufalıyor, serin yerler azalıyordu. Evlerde kalanlar, çoğunlukla elden ayaktan düşmüş ihtiyarlardı.

Şara, sokak kapısını açtı. Kimsecikler yoktu dışarıda. Ölüeviyle karşı karşıyaydılar. Derinden ağıt sesleri geliyordu. Yaşlı bir kadın ağlarken, güzel sözlerin tümünü öldürülmüş oğluna adıyan…

Genzua, anasının ardına sinmişti. Az sonra gidecekti, duvarlarına bile ağıt sinmiş bu eve.

“Korkma,” dedi Şara. “Allah büyüktür. Biz usulde kusur etmiyelim de…”

“He,” dedi Genzua. “Şimdi daha iyi anlamışam, ölüevine, ak gelinlik yerine kara çarşafla gitmenin şart olduğunu. Viş…”

Sustu Genzua. Aklına kardeşi gelmişti ansızın. Ana-kız açık kapının ağzında durdular uzun bir süre.

“Ya kardaşım,” dedi Genzua sonunda. “Onu nasıl görmeli? Bugün davara gitmeseydi ya.”

“Kısmette varsa, günün birinde görürsün,” dedi Şara.

Umut, dağdan büyük geldi Genzua’ya.

“He,” dedi. “Kardaşımın gözlerinden öperim. Babama da haber sal, kızın ellerinden öper gitti de…”

Ana-kız daha birbirlerini hiç görmeyecekmiş gibi sarıldılar. İki beden birden düştü.

Çözüldüklerinde, Şara eğilip bir taş aldı yerden. Ölüevinin kapısına doğru nişanladı taşı. Ama atmadı, atamadı. Döndü kızına.

“Bak yavrum,” dedi “Seni ırak bir yere satarlarsa, dama çıkasan. Taş at penceremize. Yüzünü, gitmeden görmek ister canım.”

“He,” dedi Genzua, anasına acımış bir sesle. “Söz olsun görünmeden gitmem, ıraklara.”

İnceden bir yel esti gene. Tozlar havalanıp şuraya buraya gitmeye koyuldu. Ölüevindeki ağıt da gökyüzüne doğru, kara yıldızlar gibi akıp dağıldı.

Şara, kaldırdığı taşı, ölüevinin kapısına attı bu sıra. Açılmadı ama. Şara birkaç kez daha taşladı kapıyı. Ölüevinde ağıt durdu sonra. Kapı yavaşça açıldı. Görünürde kimse yoktu. Sanki büyülü bir açılıştı bu. Genzua kıpırdandı. On üçlük bedenini, yaşlandıkça küçülen ama bebeleşmeden ölen nenesinin çarşafı örtüyordu. Babaocağına, daha pek çok adım hakkını bağışlayarak, ölüevine doğru yürümeye başladı.

(Bekir Yıldız)

Benzer içerikler

  • Guy de Maupassant – Bayan İnci
  • Guy de Maupassant – Bir Ana Baba Katili
  • Guy de Maupassant – Otel
  • Sait Faik Abasıyanık – Dülger Balığının Ölümü
  • Guy de Maupassant – Sauvage Nine

İSTATİSTİKLER

Çevrimiçi ziyaretçiler: 0

Bugünün ziyaretçi sayısı: 101

Toplam ziyaretçi sayısı: 4.519.677

Bugünün görüntülenme sayısı: 145

Toplam görüntülenme sayısı: 9.787.345

POPÜLER İÇERİKLER

  1. Şükrü Erbaş - Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz (377.245)
  2. Anonim // Her Şey Sende Gizli (163.331)
  3. Cahit Sıtkı Tarancı - Otuz Beş Yaş Şiiri (152.683)
  4. Birhan Keskin – Kargo (79.089)
  5. Şükrü Erbaş - Senin Korkularını Benim İnceliğimi (67.643)
  6. Attilâ İlhan - Ayrılık Sevdaya Dahil (48.689)
  7. Sabahattin Ali - Kamyon (42.987)
  8. Sabahattin Ali - Ayran (39.343)
  9. Adnan Yücel - Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek (38.992)
  10. Nâzım Hikmet - Fevkalade Memnunum Dünyaya Geldiğime (38.767)

ARŞİV İÇERİSİNDE ARA

TAKİP ET


Instagram @ufukluker
Instagram @ufukluker

YENİ

  • Ahmet Telli — Sfenks
  • Ahmet Telli — Savrulup Dururken Hayat
  • Ahmet Telli — Kirli Su
  • Ahmet Telli — Gece
  • Ahmet Telli — Acıya Alışılmaz

RSS [Kişisel] SON OKUDUKLARIM

  • Kendine Ait Bir Oda
  • Kayıp Kızın Hikâyesi (Napoli Romanları, #4)
  • En Alttakiler
  • 11. Peron
  • Terk Edenler ve Kalanlar (Napoli Romanları, #3)
  • Yeni Soyadının Hikâyesi (Napoli Romanları, #2)
ETİKETLER
Adnan Binyazar Ahmet Necdet Arif Damar Necati Cumalı Sait Faik Abasıyanık Hilmi Yavuz Talip Apaydın İlhami Bekir Tez Süleyman Çobanoğlu Ülkü Tamer İsmail Uyaroğlu Suat Vardal Ahmet Telli Süleyman Nesip Salah Birsel Ahmet Erhan Cemal Süreya Vecihi Timuroğlu A. Hicri İzgören Orhan Kemal Enver Gökçe Ozan Telli Kostas Kleanthis Konstantin Simanov Ahmet Ada Mehmet Yaşin Nâzım Hikmet Landscape Miguel Hernandez Melih Cevdet Anday Conrad Aiken Ümit Yaşar Oğuzcan Nahit Ulvi Akgün Şükran Kurdakul Fethi Giray Ece Ayhan Cevdet Kudret Sandor Petöfi Louis Macneice Erdal Öz Yannis Ritsos Fazıl Hüsnü Dağlarca Sandor Forbath Jesus Lopez Pacheco Kerim Korcan Can Yücel Vladimir Mayakovsky Yaşar Kemal Lale Müldür Sabahattin Ali Abdülkadir Budak Konstantinos Kavafis Refik Durbaş Bertolt Brecht Vyaçeslav Ivanov A. Kadir Vasko Popa Orhan Veli Kanık Metin Altıok Yorgo Seferis Cevat Şakir Kabaağaçlı Metin Demirtaş Sun Yu-T'ang Özdemir İnce Kemal Burkay Eugene Guillevic Birhan Keskin Asım Bezirci Yılmaz Güney Turgut Uyar Rıfat Ilgaz İlhan Berk Oktay Taftalı Sabri Altınel Oktay Rifat Altay Öktem Memet Fuat Tevfik El Zeyyad Abdülkadir Bulut Ataol Behramoğlu Kenneth Rexroth Mehmet Başaran Behçet Kemal Çağlar Anonim Philippe Soupault Ahmet Muhip Dranas Mehmed Kemal Kutsiye Bozoklar Liana Daskalova Behçet Necatigil İsmet Özel Dido Sotiriou Oruç Aruoba Attilâ İlhan Resul Rıza Suat Derviş Adalet Ağaoğlu Celal Sılay Cahit Külebi Guy de Maupassant Özkan Mert Kahraman Altun Erdal Alova Paul Eluard Bedri Rahmi Eyüboğlu Ercüment Behzat Lav Blas De Otero Peter Abrahams Ziya Osman Saba Nicolae Dragos Adnan Yücel Murathan Mungan Enis Batur Ahmet Oktay Zafer Ekin Karabay Asaf Halet Çelebi Haydar Ergülen Kemal Özer Nihat Behram Adnan Özer Berin Taşan Özge Dirik Nikola Vaptsarov Cahit Zarifoğlu Sezai Karakoç Ingeborg Bachmann Faruk Nafiz Çamlıbel Hasan İzzettin Dinamo Ahmed Arif Sennur Sezer İbrahim Karaca Behçet Aysan Halim Şefik Güzelson Kemalettin Kamu Bekir Yıldız Tove Ditlevsen Günter Kunert Türkan İldeniz Gülseli İnal Cahit Irgat Aziz Nesin Yılmaz Odabaşı Bilgin Adalı Veysel Öngören E. E. Cummings Sabahattin Kudret Aksal Cahit Sıtkı Tarancı Yaşar Miraç Barış Pirhasan Yaşar Nabi Nayır Sinan Kukul Müştak Erenus Ömer Bedrettin Uşaklı Şükrü Erbaş Jose Marti Fakir Baykurt Federico Garcia Lorca Pablo Neruda Füruğ Ferruhzad Yi Men Seyhan Erözçelik Hasan Hüseyin Korkmazgil Heinz Kahlau Cengiz Bektaş Akgün Akova Afşar Timuçin Özdemir Asaf Suat Taşer Goethe Hasan Basri Alp Metin Eloğlu Bejan Matur Louise Gareau Des Bois Arkadaş Z. Özger Gabriel Celaya Edip Cansever Oğuz Atay Gülten Akın Feyzi Halıcı Hasan Biber Vedat Türkali Fang Vei Teh Orhan Murat Arıburnu Turgay Fişekçi Neşe Yaşın
by Ufuk Lüker
  • 500px
  • LinkedIn
  • Youtube
Rock TarihiSabahattin Ali – Portakal
Sayfanın başına dön