Ufuk's Blog
  • Ana Sayfa
  • Şiir
  • Öykü
  • Müzik
  • Sinema
  • Yazın
  • Görsel
  • Kişisel
  • Menu Menu
Öykü

Sait Faik Abasıyanık – Dülger Balığının Ölümü

1.810 görüntülenme

Hepsinin gözleri güzeldir. Hepsinin canlıyken pulları kadın elbiselerine, kadın kulaklarına, kadın göğüslerine takılmağa değer. Nedir o elmaslar, yakutlar, akikler, zümrütler, şunlar bunlar?… Mümkün olsaydı da balolara canlı balık sırtlarının yanar döner renkleriyle gidebilselerdi bayanlar; balıkçılar milyon, balıklar şan ü şeref kazanırdı. Ne yazık ki soluverir ölür ölmez, öyle ki, büzülmüş böceklere döner balık sırtının pırıltıları. Benim, size ölümünü hikaye edeceğim balığın öyle parıltılı, yanar döner pulları yoktur. Pulu da yoktur ya zavallının. Hafifçe, belirsiz bir yeşil renkle esmerdir. Balıkların en çirkinidir. Kocaman, dişsiz, ak ve şeffaf naylondan bir ağzı vardır: Sudan çıkar çıkmaz bir karış açılır. Açılır da bir daha kapanmaz.

Vücudu kirlice, esmer renkte demiş miydim?

Rum balıkçıların hrisopsaros -Hristos balığı- dedikleri bu balık, vaktiyle korkunç bir deniz canavarı imiş. İsa doğmadan evvel, Akdeniz’de dehşet salmış. Bir Finikeli denize düşmeye görsün! Devirdiği Kartacalı çektirmesinin, Beni İsrail balıkçı kayığının sayısı sayılamamış. Keser, biçer; doğrar, mahmuzlar; takar, yırtar; kopararır atar; çeker, parçalarmış. Akdeniz’in en gözü pek; insandan, hayvandan, fırtınadan, yıldırımdan, beladan, işkenceden yılmaz korsanı, dülger balığının adından bembeyaz kesilirmiş.

İsa, günlerden bir gün, deniz kenarında gezinirken sandallarını büyük bir korkuyla bırakıp kaçan balıkçılar görmüş. “Ne oluyorsunuz?” diye sorunca balıkçılara; “Aman” demişler balıkçılar, “elaman! Elaman bu canavardan! Sandalımızı kırdı, arkadaşlarımızı parçaladı. Hepsinden kötüsü, balık tutamaz olduk, açlıktan kırılırız.”

İsa, yalınayak, başı kabak, dülger balıklarının yüzlercesinin kaynaştığı denize doğru yürümüş. En kocamanını, uzun parmaklı elleriyle tutup sudan çıkarmış. İki elinin başparmağı arasında sımsıkı tutmuş, eğilmiş, kulağına bir şeyler söylemiş…

O gün bu gündür dülger balığı, denizlerin görünüşü pek dehşetli, fakat huyu pek uysal, pek zavallı bir yaratığıdır. Birçok yerlerinde çiviye, kesere, eğriye, kerpetene, destereye, eğeye benzer çıkıntıları, kemikle kılçık arası dikenleri vardır. Dülger balığı adı ona bunlardan ötürü takılmış olmalı.

Bütün bu alat ü edavatın dört yanını, şeffaf naylondan diyebileceğimiz işlemeli bir zar çevirmiştir. Kuyruğa doğru bu incecik zar azıcık kalınlaşır, rengi koyulaşır, bir balık kuyruğunun biçimini alır.

Oltaya tutuldu muydu dünyasına, sulara küsüverir. Nasıl bir korku içine düşer kimbilir? Onun için dünya bomboştur artık. Oltadan kurtulsa da fayda yoktur. Suyun yüzüne yamyassı serilir. Kocaman gözleriyle insana mahzun mahzun bakar durur. Sandala aldığınız zaman dakikalarca onun sesini işitirsiniz. Ya, sesini! Bir o, bir de kırlangıç balığı sandalda ölünceye kadar ikide bir feryada benzer, soluğa benzer acı bir ses çıkarır. İnce zardan ağzını bir kere ağlara vurmasın, küstüğünün resmidir dülger balığının.

Bir gün, balıkçı kahvesinin önündeki; yarısı kırmızı, yarısı beyaz çiçek açan akasyanın dalına asılmış bir dülger balığı gördüm. Rengi denizden çıktığı zamandı. Yalnız aletlerinin etrafını çeviren incecik, ipekten bile yumuşak zarları titreyip duruyordu. Böyle bir oynama hiç görmemiştim. Evet, bu bir oyundu. Bir görünmez iç rüzgarının oyunuydu. Vücutta, görünüşte hiçbir titreme yoktu. Yalnız bu zarlar zevkli bir ürperişle tatlı tatlı titriyorlardı. İlk bakışta insana zevkli, eğlenceli bir şeymiş gibi gelen bu titreme, hakikatte bir ölüm dansıydı. Sanki dülger balığının ruhu, rüzgar rüzgar, bu incecik zarlardan çıkıp gidiyordu; bir dirhem kalmamışcasına.

Hani bazı yaz günleri hiç rüzgar yokken, deniz üstünde bir meneviş peydahlanır. İşte böyle bir cazip titremeydi bu. İnsanın içini zevkle, saadetle dolduruyordu. Ancak, balığın ölmek üzere olduğu düşünülürse, bu titremenin anlamı hafifçe acıya yorulabilirdi. Ama insan, yine de bu anlam’a almamağa çalışıyordu. Belki de bu, harikulade tatlı bir ölümdür. Belki de balık, hala suda, derinliklerde bulunduğunu sanıyordur. Karnı tok, sırtı pektir. Akşam olmuştur. Denizin dibinin kumları gıdıklayıcıdır. Altta, dişi yumurtaları, üstte erkek tohumları sallanıyor, sallanıyor, sallanıyordu. Vücudunu bir şehvet anı sarmıştır… Birdenbire dehşetli bir şey gördüm: Balık tuhaf bir şekilde, ağır ağır ağarmağa, rengini atmağa, hem de beyaz kesilmeğe giden bir hal almağa başlamıştı. Acaba bana mı öyle geliyor? Sahiden rengini mi atıyor? Demeğe, dikkatli bakmağa lüzum kalmadan, yanılmadığımı anladım.

Kenarları süsleyen zarların oyunu çabuklaşmağa, balik da, git gide, saniyeden saniyeye pek belli bir halde beyazlaşmağa başladı. İçimde dülger balığının yüreğini dolduran korkuyu duydum. Bu, hepimizin bildiği bir korku idi: Ölüm korkusu.

Artık her seyi anlamıştı. Denizlerin dibi alemi bitmişti.. Ne akıntılara yassı vücudunu bırakmak, ne karanlık sulara, koyu yeşil yosunlara gömülmek… Ne sabahları birdenbire, yukarılardan derinlere inen, serin aydınlıkta uyanıvermek, günün mavi ve yeşil oyunları içinde kuyruk oynatmak, habbeler çıkarmak, yüze doğru fırlamak… Ne yosunlara, canlı yosunlara yatmak, ne akıntılarla aletlerini yakamozlara takarak yıkanmak, yıkanmak vardı. Her şey bitmişti:

Dülger balığının ölüm hali uzun sürüyor. Sanki balık su hava dediğimiz gaz suya alışmağa çalışmaktadır. Hani biraz dişini sıksa, alışması mümkündür gibime geldi.

Bu iki saat süren ölüm halini, dört saate, dört saati sekiz saate, sekiz saati yirmi dörde çıkardık mıydı; dülger balığını aramızda bir işle uğraşırken görüvereceğiz sanıyorum.

Onu atmosferimize, suyumuza alıştırdığımız gün, bayramlar edeceğiz. Elimize görünüsü dehşetli, korkunç, çirkin ama, aslında küser huylu, pek sakin, pek korkak, pek hassas, iyi yürekli, tatlı ve korkak bakışlı bir yaratık geçirdiğimizden böbürlenerek onu üzmek için elimizden geleni yapacağız. Şaşıracak, önce katlanacak. Onu şair, küskün, anlaşılmayan biri yapacağız. Bir gün hassaslığını, ertesi gün sevgisini, üçüncü gün korkaklığını, sükununu kötüleyecek, canından bezdireceğiz. İçinde ne kadar güzel şey varsa hepsini, birer birer söküp atacak. Acı acı sırıtarak İsa’nın tuttuğu belinin ortasındaki parmak izi yerlerini, mahmuzları, kerpeteni, eğesi, testeresi ve baltasıyla kazıyacak. İlk çağlardaki canavar halini bulacak.

Bir kere suyumuza alışmağa görsün. Onu canavar haline getirmek için hiç bir fırsatı kaçırmayacağız.

(Sait Faik Abasıyanık)

Benzer içerikler

  • Guy de Maupassant – Bayan İnci
  • Guy de Maupassant – Bir Ana Baba Katili
  • Guy de Maupassant – Otel
  • Guy de Maupassant – Sauvage Nine
  • Adalet Ağaoğlu – Yüksek Gerilim

İSTATİSTİKLER

Çevrimiçi ziyaretçiler: 1

Bugünün ziyaretçi sayısı: 68

Toplam ziyaretçi sayısı: 4.517.896

Bugünün görüntülenme sayısı: 108

Toplam görüntülenme sayısı: 9.784.952

POPÜLER İÇERİKLER

  1. Şükrü Erbaş - Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz (376.243)
  2. Anonim // Her Şey Sende Gizli (163.299)
  3. Cahit Sıtkı Tarancı - Otuz Beş Yaş Şiiri (152.672)
  4. Birhan Keskin – Kargo (79.079)
  5. Şükrü Erbaş - Senin Korkularını Benim İnceliğimi (67.624)
  6. Attilâ İlhan - Ayrılık Sevdaya Dahil (48.684)
  7. Sabahattin Ali - Kamyon (42.981)
  8. Sabahattin Ali - Ayran (39.334)
  9. Adnan Yücel - Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek (38.914)
  10. Nâzım Hikmet - Fevkalade Memnunum Dünyaya Geldiğime (38.713)

ARŞİV İÇERİSİNDE ARA

TAKİP ET


Instagram @ufukluker
Instagram @ufukluker

YENİ

  • Ahmet Telli — Bedreddin Üstüne Dörtlükler
  • Ahmet Telli — Hayatın Uçurumlarıdır Yalnızlıklar
  • Ahmet Telli — Sevdalar Duman Olur
  • Ahmet Telli — Sessizliğin Yorgun Güzü
  • Ahmet Telli — Boğuntunun Yılan Isırıkları

RSS [Kişisel] SON OKUDUKLARIM

  • Kayıp Kızın Hikâyesi (Napoli Romanları, #4)
  • En Alttakiler
  • 11. Peron
  • Terk Edenler ve Kalanlar (Napoli Romanları, #3)
  • Yeni Soyadının Hikâyesi (Napoli Romanları, #2)
  • Ötekilerin Başkenti
ETİKETLER
Mehmed Kemal Asaf Halet Çelebi Louis Macneice Sabri Altınel Fang Vei Teh Veysel Öngören Şükrü Erbaş Enver Gökçe Nicolae Dragos Goethe Bertolt Brecht Günter Kunert Adnan Yücel Sabahattin Kudret Aksal Jesus Lopez Pacheco Abdülkadir Bulut Ingeborg Bachmann Behçet Necatigil Hasan Hüseyin Korkmazgil Nâzım Hikmet Afşar Timuçin Neşe Yaşın Mehmet Başaran Müştak Erenus Adnan Binyazar Lale Müldür Orhan Murat Arıburnu Faruk Nafiz Çamlıbel Yılmaz Odabaşı Salah Birsel Asım Bezirci Türkan İldeniz Sezai Karakoç Guy de Maupassant Özdemir Asaf Enis Batur Yi Men Ahmet Telli Oğuz Atay Jose Marti Landscape Gülten Akın Heinz Kahlau Tevfik El Zeyyad Kutsiye Bozoklar Bedri Rahmi Eyüboğlu Bejan Matur Ataol Behramoğlu Seyhan Erözçelik Dido Sotiriou Celal Sılay Nikola Vaptsarov Erdal Öz Bekir Yıldız Cahit Külebi Kostas Kleanthis Blas De Otero Paul Eluard Murathan Mungan Cahit Sıtkı Tarancı Orhan Kemal Sandor Petöfi Resul Rıza Ahmed Arif Yaşar Kemal Kemalettin Kamu Cengiz Bektaş Hilmi Yavuz Ozan Telli Cemal Süreya Erdal Alova Akgün Akova İbrahim Karaca Berin Taşan Conrad Aiken Sandor Forbath Turgay Fişekçi Adalet Ağaoğlu Cahit Irgat Suat Vardal Miguel Hernandez Suat Taşer Füruğ Ferruhzad Necati Cumalı Ahmet Ada Cahit Zarifoğlu Gülseli İnal Bilgin Adalı Behçet Kemal Çağlar Yaşar Nabi Nayır Eugene Guillevic Fazıl Hüsnü Dağlarca Konstantinos Kavafis Sun Yu-T'ang Suat Derviş Özdemir İnce Ahmet Muhip Dranas Özge Dirik Altay Öktem Ahmet Necdet Sennur Sezer Yannis Ritsos Ece Ayhan Talip Apaydın Cevdet Kudret Metin Eloğlu İlhan Berk Tove Ditlevsen Oruç Aruoba Kerim Korcan Oktay Rifat Vecihi Timuroğlu Vedat Türkali Kenneth Rexroth Adnan Özer Hasan Basri Alp E. E. Cummings Halim Şefik Güzelson Ülkü Tamer Fethi Giray Özkan Mert Behçet Aysan Fakir Baykurt Ömer Bedrettin Uşaklı Attilâ İlhan Vladimir Mayakovsky Yılmaz Güney Sait Faik Abasıyanık Ercüment Behzat Lav Hasan Biber Rıfat Ilgaz Yaşar Miraç Barış Pirhasan Kemal Özer Federico Garcia Lorca Zafer Ekin Karabay Vyaçeslav Ivanov Refik Durbaş İsmail Uyaroğlu Can Yücel Louise Gareau Des Bois Ziya Osman Saba Metin Demirtaş Abdülkadir Budak Melih Cevdet Anday Philippe Soupault Ahmet Oktay Yorgo Seferis Nihat Behram Süleyman Nesip Arkadaş Z. Özger A. Kadir A. Hicri İzgören Süleyman Çobanoğlu Anonim Kahraman Altun Birhan Keskin Vasko Popa Sinan Kukul Mehmet Yaşin Hasan İzzettin Dinamo Orhan Veli Kanık Ahmet Erhan Pablo Neruda Şükran Kurdakul Sabahattin Ali Konstantin Simanov Ümit Yaşar Oğuzcan Kemal Burkay Peter Abrahams Nahit Ulvi Akgün Oktay Taftalı Haydar Ergülen Turgut Uyar İsmet Özel Metin Altıok Cevat Şakir Kabaağaçlı Memet Fuat Feyzi Halıcı Aziz Nesin İlhami Bekir Tez Liana Daskalova Gabriel Celaya Edip Cansever Arif Damar
by Ufuk Lüker
  • 500px
  • LinkedIn
  • Youtube
Şükrü Erbaş – Baş DönmesiSivas
Sayfanın başına dön