• Kişisel
  • Kitaplık
Ufuk Lüker
  • Ana Sayfa
  • Şiir
  • Öykü
  • Müzik
  • Sinema
  • Yazın
  • Görsel
  • Ara
  • Menu Menu
Yazın

Ahmed Arif İle

Ahmed Arif ile, 1974 yılının bahar aylarından birinde, Ankara ‘da, felsefeci Tuncer Tuğcu’nun Zafer Çarşısı’nda çalıştırdığı Oğlak Kitabevi’nde buluştuk. Bu önceden planlanmış bir buluşma mıydı, yoksa rastlantısal mıydı, şimdi hatırlamıyorum, ama benimle görüşmek istediğini biliyordum. O sıralar Yarına Doğru dergisini çıkarıyorduk. Yazdığımız yazılarda, örnek alınması gereken şairler olarak, başta Nazım Hikmet olmak üzere, Enver Gökçe ve Ahmed Arif’in adlarını ilk elde anıyorduk. Bir yıl önce, Yeni Adımlar dergisi Enver Gökçe’yi Ahmed Arif’in ustası ve sanki ona bir alternatif olarak sunmuştu. Ahmed Arif, bu sunuluş biçiminden rahatsızdı.

Kitabevinde fazla kalmadık, çıkıp çarşı içindeki çay evine gittik. Orada da fazla oturmadık, Ahmed Arif, tanıdığım öteki “eski tüfek”lerden de alışık olduğum biçimde, az sonra ayağa fırladı ve sohbeti çarşı içinde turlayarak sürdürdük. Ahmed Arif, doğrudan cezaevi günlerini anlatmaya başladı.

“Şubeden cezaevine sevk edildik. Adamın biri kulağımın dibine sokuldu. İkide bir ‘Sen benim anamı (…), sen benim anamı (…)’ deyip duruyor. Sonunda dayanamadım, kenara çektim, ‘Senin ananı nerede gördüm ki ben?’ Dedi ki: ‘O gün hücrede sıkışmıştım, beni tuvalete çıkarmaları için kapıyı çaldım. Tam o sırada sen kapıyı kırdın. Senin yüzünden benimle ilgilenemediler’ Halbuki kapı çürükmüş, ne bileyim, şöyle bir dokundum, devrildi. Herif de o arada altına yapmış.”

Anlattıklarına, onun ağzında çiğ kaçmayan, kendine özgü başka nitelemeler de ekliyordu. Başladım Ahmed Arif’in bunları bana neden anlattığını düşünmeye. Sonra fark ettim ki şubedeki olay nedeniyle Ahmed Arif’e tepki gösteren ve aynı davadan yargılanan kişi, bir yıl önce Enver Gökçe’nin şiirlerini yeniden yayınlayan derginin yönetmeniydi. Ahmed Arif, Gökçe’nin karşısına çıkarılışını geçmişteki bu olaya bağlıyordu. Ahmed Arif, Gökçe’ye dair başka şeyler de anlattı. Anlattıkları, yıllar sonra Yalçın Küçük’ün Gökçe hakkında yazdıklarını doğrulayıcı nitelikteydi.

Ahmed Arif’le buluşmamızdan kısa bir süre önce Enver Gökçe‘nin köyüne gitmiş, yaşadığı çok zor şartlara tanık olmuş, izlenimlerimi Yarına Doğru’da anlatmıştım. Ketum bir insandı Gökçe, geçmişe dair pek konuşmuyordu. Bir iç hesaplaşma sezinlemiş, o yazımda değil, ama Gökçe’nin ölümünün ardındanSanat Olayı dergisinde çıkan yazımda bu sezgimi örtük biçimde belirtmiştim.

1970’li yıllarda onlar bizim idollerimizdi. Oysa onları yakından tanıdıkça karşıma “üstün insan”lar değil, “insan”lar çıktı. Bir dokunmayla kırılacak hücre kapısı nerede görülmüş? Hikayeyi, Ahmed Arif’le konuşmadan önce de biliyordum. Sadece Aclan Sayılgan’ın yazdıklarından değil, sözüne güvenilir başkalarının anlattıklarından da öğrenmiştim. Ahmed Arif, Birinci Şube’de tutuldukları günlerde ağır bir bunalım geçirmişti. Bir ara kaldığı hücrenin kapısına kafasıyla vurmaya başlamış, ardından kapıyla birlikte dışarıdaki polis memurunun üstüne devrilmişti.

Enver Gökçe ise parti içi konumu gereği, çok daha ağır işkencelerden geçirilmişti. Bu konuyu Rasih Nuri İleri de yazdı, Gökçe hakkında ılımlı bir yaklaşımda bulundu. Bildiğim kadarıyla, diğer dava arkadaşları da “gözaltı tavrı”ndan dolayı Enver Gökçe’yi dışlamadılar. Parti ve dava arkadaşlarından Şevki Akşit’in, mahpusluk sonrası İstanbul’a gelen Gökçe’yi sokaklarda nasıl heyecanla aradığını anlatan coşkulu bir yazısını da hatırlıyorum.

Yine ortak dostları İhsan Atar’ın (Yelfe İhsan), Evrensel Kültür dergisinin 59. sayısında (Kasım 1996) çıkan yazısından öğrendiğimize göre, iki şair cezaevi sonrasında da dostluğu sürdürmüşlerdi. Hatta İhsan Atar, kendisini 1957’de Ahmed Arif’le tanıştıran kişinin de Enver Gökçe olduğunu yazıyor. Gökçe’nin hükümlü bulunduğu yıllarda hasta olan annesiyle ilgilenen, hatta mezarını yaptıran da Ahmed Arif olmuş. Dostluk, 1970’li yıllarda, Enver Gökçe’nin şiirinin dönüşüyle ve ondan da çok, sunuluş biçimiyle bozuluyor.

Aynı yıl, ikisinden de önce şiirini kurmuş olan ve bir bakıma onların şiirini haber veren Niyazi Akıncıoğlu’nun şiirlerini de yeniden yayınladık Yarına Doğru‘da. Bu üç şairin şiiri, 1940’lı ve 1950’li yılların öteki “toplumcu” şairlerinden daha farklıydı. Diğer sosyalist şairler, imgesiz şiirler yazmayı seçiyorlardı. Sadece sosyalist düşüncenin değil, demokrasi değerlerinin bile yoğun baskı altında tutulduğu o yoksunluk ve yoksulluk yıllarında, ufukları Nazım Hikmet’in şiiriyle sınırlıydı. Bu üç şairin, yerel öğeler ağırlıklı olarak ama farklı kaynaklardan da etkilenerek yeni söyleyişe yönelmeleri, daha özgün ve daha renkli bir şiir kurmalarını sağlamıştı. O yıllarda dostluk ettiğim aynı kuşaktan diğer şairlerin, açıkça dile getirmeseler de, bizim onlara verdiğimiz öneme biraz bozulduklarını da sezerdim.

Ahmed Arif o gün başka şeyler de anlattı. Örneğin, Aziz Nesin’in Akbaba dergisinde oğlunun adını “Filinta” koyuşunu eleştiren imzasız bir başyazı yayınladığını söyledi. Kuşkusuz bunu da sadece bana anlatmadı, daha birçok kişiye yinelemişti. Aziz Nesin, bu ithama umulmadık bir biçimde ve umulmadık biryerde, Benim Delilerim kitabında cevap verdi.

Ahmed Arif’le şiirler ve türküler üstüne de konuştuk o gün. Hayatı son derece ciddiye aldığını ve her şeye törel bir anlam ve değer verdiğini o zaman fark ettim. Sözgelimi o sıralar taş plak kayıtlarını topladığım Diyarbakırlı ses sanatçısı Celal Güzelses hakkındaki düşüncelerini sormuştum. Ezgilerini severek dinlediğini belirttikten sonra, şöyle bir vurgulama da yaptı: “Değerli bir abimizdir.”

***

Ahmet Oktay, Ahmed Arif şiirinin yazıldığı 1950’lerde değil, gün ışığına çıktığı 1970’lerde fraksiyonlarca tüketildiğini yazdı Karanfil ve Pranga adlı kitabında. Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, Ahmed Arif, anlaşılır nedenlerle Kürt hareketlerince biraz daha fazla öne alınmakla birlikte, hiçbir zaman fraksiyonel bir okumanın konusu olmadı. Bu konuda onun fraksiyonlar üstü bir konumda bulunduğunu söylemek daha doğru olur. Bildiğim kadarıyla kendisi de herhangi bir fraksiyondan yana bir tavır almadı, tam tersine fraksiyonel oluşumları hep kaygıyla izledi. O günkü konuşmalarımız arasında kendi dönemlerinde açığa çıkmış bir gizli ajanın halen İzmir’de faal olduğunu duyduğunu da aktarmış, kuşaklar arası kopukluktan yakınmıştı.

Öte yandan, Ahmed Arif şiirinin sadece 1950’lerin değil, 1970’lerin şiiri açısından da önemli bir düzeyi temsil ettiği rahatlıkla söylenebilir. Onun şiirinin ortaya çıkışının, özellikle yüksek tandanslı sol bir şiir kurmaya çalışan İsmet Özel, Ataol Behramoğlu gibi şairleri nasıl tedirgin ettiğini, Halkın Dostları dergisini izleyenler hatırlar.

Ahmet Oktay’ın değişik bağlantı düzeylerine dikkat çekerek Ahmed Arif’in şiirindeki içeriğe dair yaptığı vurgular, bu şiirin “kırsal ” bir üstyapıya göre biçimlenmiş öğeler içerdiği saptaması genel olarak doğru. Ancak bu öğeler çoğu kez reel hayatın, yaşama pratiğinin organik yansımalarıdır. Oysa Ahmed Arif şiirinde evrensel değerlere doğru aşkın bir yöneliş vardır ve başat öğedir. Sözgelimi, görünüşte kırsalda yaşanmış bir “durum”u söyleyen “Otuz Üç Kurşun”un hukuksuzluğa indirdiği darbeyle burjuva düzeninin neresine düştüğünü düşünmek bile yeterli ip ucu verebilir bu konuda. Kırsalın töresinden sosyalizme atlamak niyetinin, onu düpedüz şiir planında gelişmiş bir düzeye ulaştırdığını da görmek gerek. Ahmed Arif şiiri, sadece monotonluğu kıramayan sosyalist şairlere değil, 1970’li yılların modernist şairlerine karşı da güçlü bir seçenek oluşturabildiyse, bundandır. Onun şiiri, aynı yıllarda yoğun biçimde okunan Lorca ve Neruda gibi hem yerel, hem modernist köklerden beslenen şiirler arasında yadırganmadan yer tutabildiyse yine bundandır. Ahmed Arif’te, modern şiirin bir başka mitosunun da neredeyse doğal bir durum olduğunu görüyoruz: özgünlük ve taklit edilemezlik.

Öte yandan, Ahmed Arif gibi şairlere bakarken, ” modernizm ” adı verilen geç burjuva sanatının sadece kendisiyle açıklanır “saf” sanat anlayışının ötesine geçmek, sanatın “bağlamsal” değerini öne almak gerekir. Çünkü “Döğüşenler de var bu havalarda “. Burada, saldırganlık ya da kaba güç kullanımıyla ilgisi olmayan “döğüşmek” kavramının da sanatı belirleyen ve ancak öyle bir ufuktan okunursa anlamını ele veren kendi ölçüleri vardır. Paylaşılır evrensel değerler ayrı konu, ancak artık-değerden küçük de olsa pay alan küçük burjuvanın savrulduğu bin bir çeşit ruh halini karşılayan kaotik sanata daha fazla estetik değer atfedip, “döğüşenler”in ruh halini karşılayan sanatın yalın ” beyaz dil”ini indirgenmiş bir sanat saymak, estetiğe güncel-egemen bakışın yanılsaması olarak kalır .

Ahmed Arif ve Enver Gökçe (ve politik açıdan onlardan daha fazla savrulmuş olan Niyazi Akıncıoğlu), tam kurulamamış, kurulsa da genişleyememiş bir konumun başlangıç örneklerini verdiler. Hayatlarının sonraki evresi, arkasını getirecek soluğu sağlayamadıysa, sadece öznel nedenleri yok bunun. Şiir üretecek
zeminden ayrı düşmelerinde daha bir dizi neden rol oynadı.

Baskıları geçtim, sözgelimi yazıp da yayınlayamamanın zaman içinde yazma konusunda da ne tür bir motivasyon eksikliği doğuracağını kestirmek zor değil. Bir de, “şiir içi”, hatta öznel bir neden; bidayette kurdukları sağlam şiir bile, anılan şartların etkisiyle aşılmaz handikap olarak dikildi önlerine. O aslında tamamlanmamış, ama kabuk bağladığı için kırılmaz kesilmiş yapıya bir daha geri dönememek de tökezletti onları. “Mağlup mu desem, mahçup mu? / Ama ikisi de değil…” (A. Arif).

Bizim günah payımız yok mu? Onları idol olarak kalmaya zorladık. İdol’ün şiirini yazmaya. Gündelik hayata sokulan şiirler yazmalarını istemedik. Oysa onlar insandı…

(Tahsin Abacı, Varlık, Temmuz 2000)

Etiketler: Ahmed Arif
Bu gönderiyi paylaş
  • Share on Facebook
  • Share on Twitter
  • Share on Tumblr
  • Mail üzerinden paylaş
Beğenebilecekleriniz:
Ahmed Arif Üzerine
Ahmed Arif – Diyarbekir Kalesinden Notlar ve Adiloş Bebenin Ninnisi
Ahmed Arif – Yurdum Benim Şahdamarım
Ahmed Arif – İsimsiz
Ahmed Arif – Hasretinden Prangalar Eskittim
Ahmed Arif – Vay Kurban

Site içerisinde ara

Son Eklenenler

  • Deniz Durukan – Refik Durbaş İle
  • Ahmed Arif – Basübadelmevt
  • Ahmed Arif – Tutuklu
  • Ahmed Arif – Yurdum Benim Şahdamarım
  • Cemal Süreya – Bir Şair: Ahmed Arif

Site istatistikleri

  • 0
  • 92
  • 74
  • 4.181.079
  • 4.399.900

Takip et

Instagram @ufukluker

RSS [Kişisel] Son okuduklarım

  • Yeşil Peri Gecesi (Kapak Kızı, #2)
  • Altıncı Koğuş - Seçme Hikayeler
  • Sadist
  • Öyle miymiş?
  • Tom Sawyer'ın Maceraları
  • Zamanın Farkında
Etiketler
Cevdet Kudret Mehmet Başaran Türkan İldeniz Hilmi Yavuz Guy de Maupassant Hasan İzzettin Dinamo Ülkü Tamer Sait Faik Abasıyanık Mehmet Yaşin Oruç Aruoba Ozan Telli Orhan Murat Arıburnu Seyhan Erözçelik Vedat Türkali Vecihi Timuroğlu İsmet Özel Abdülkadir Budak Bedri Rahmi Eyüboğlu Nikola Vaptsarov Turgay Fişekçi Adalet Ağaoğlu Zafer Ekin Karabay Neşe Yaşın Sabahattin Kudret Aksal Özkan Mert Paul Eluard Ahmet Telli İlhami Bekir Tez Hasan Hüseyin Korkmazgil E. E. Cummings Dido Sotiriou Fang Vei Teh Adnan Yücel Özdemir Asaf Behçet Necatigil Cevat Şakir Kabaağaçlı Behçet Kemal Çağlar Ümit Yaşar Oğuzcan Sun Yu-T'ang Talip Apaydın Nazım Hikmet Yaşar Miraç A. Kadir Mehmed Kemal Cahit Sıtkı Tarancı Sabri Altınel Ingeborg Bachmann Fakir Baykurt Behçet Aysan İsmail Uyaroğlu Faruk Nafiz Çamlıbel Yaşar Nabi Nayır Kenneth Rexroth Bilgin Adalı Suat Taşer Altay Öktem Ziya Osman Saba Özdemir İnce Fethi Giray Abdülkadir Bulut Vladimir Mayakovsky Yılmaz Güney Konstantinos Kavafis Orhan Veli Kanık Enis Batur Miguel Hernandez Kostas Kleanthis Bejan Matur Louis Macneice Birhan Keskin Halim Şefik Güzelson A. Hicri İzgören Salah Birsel Asım Bezirci Müştak Erenus Resul Rıza Günter Kunert Ahmet Oktay Hasan Basri Alp Cahit Irgat Suat Derviş İlhan Berk Gülseli İnal Aziz Nesin Arif Damar Bekir Yıldız Adnan Özer Cahit Zarifoğlu Melih Cevdet Anday Ahmed Arif Yannis Ritsos Enver Gökçe Turgut Uyar Şükran Kurdakul Sandor Petöfi Vyaçeslav Ivanov Cahit Külebi Ahmet Muhip Dranas Bertolt Brecht Sinan Kukul Özge Dirik Metin Eloğlu Attila İlhan Jesus Lopez Pacheco Oğuz Atay Federico Garcia Lorca Feyzi Halıcı Refik Durbaş Ömer Bedrettin Uşaklı Barış Pirhasan Tevfik El Zeyyad Arkadaş Z. Özger Can Yücel Kutsiye Bozoklar Ercüment Behzat Lav Philippe Soupault Ataol Behramoğlu Kemalettin Kamu Akgün Akova Oktay Rifat Conrad Aiken Nicolae Dragos Sezai Karakoç Celal Sılay Tove Ditlevsen Memet Fuat İbrahim Karaca Sennur Sezer Goethe Konstantin Simanov Nihat Behram Nahit Ulvi Akgün Ahmet Ada Haydar Ergülen Adnan Binyazar Kahraman Altun Louise Gareau Des Bois Erdal Alova Jose Marti Landscape Lale Müldür Gabriel Celaya Liana Daskalova Eugene Guillevic Kerim Korcan Şükrü Erbaş Kemal Özer Erdal Öz Necati Cumalı Yi Men Füruğ Ferruhzad Ahmet Erhan Ece Ayhan Pablo Neruda Rıfat Ilgaz Veysel Öngören Heinz Kahlau Yılmaz Odabaşı Orhan Kemal Hasan Biber Suat Vardal Gülten Akın Asaf Halet Çelebi Murathan Mungan Sandor Forbath Oktay Taftalı Fazıl Hüsnü Dağlarca Kemal Burkay Metin Demirtaş Sabahattin Ali Ahmet Necdet Yaşar Kemal Peter Abrahams Afşar Timuçin Edip Cansever Berin Taşan Süleyman Nesip Metin Altıok Süleyman Çobanoğlu Blas De Otero Cengiz Bektaş Cemal Süreya Yorgo Seferis Vasko Popa
by Ufuk Lüker
  • 500px
  • LinkedIn
  • Youtube
Ahmed Arif ÜzerineAkgün Akova – Birbirine Karışsın Diye Saçlarımız
Sayfanın başına dön