• Kişisel
  • Kitaplık
Ufuk Lüker
  • Ana Sayfa
  • Şiir
  • Öykü
  • Müzik
  • Sinema
  • Yazın
  • Görsel
  • Ara
  • Menu Menu
Şiir

Turgut Uyar – Yenilgi Günlüğü

pazartesi

benim adımı bağışla
. . . . . . . . .

“sabah uyandırıldığında pazartesiydi
bunu iyice bildi, ağzı çirişli
yersiz, ürkek, yeni yaratılmış gibi
coşkun bir göke uyumsuz ama kararlı
durmaya, direnmeye, aşk olmaya sanki
elleri ve beyni hemen çalışkan kesildi
sonra bir den bir ışık bir ışık bir ışık

hazır bir biçimlenmeyi aldı geldi
çünkü -anlar gibiydim- biraz yenildi
hemen bir coşkuya gidiverir alışkanlığı
oturur tıraş olur, ekmek kızartıp yer
kolunda sonsuz bir güç, elinde hüner
olağan sanıverir doyumsuz karanlığı
inanırım böyle başlar bütün pazartesiler

yenilmenin tohumunu taşır her pazartesi
çünkü yoktur dağların ve yaratılışın öncesi
insan uzatır ellerini bir perdeyi çeker

ve pazarsızlık kişiyi şaşkın eder
siner buğular gibi düşüncemize
her şeyin en haklısı en incesi

beklemek bir tepenin mutluluğunu
bir acının yakıp geçmesini beklemek..”

karanlık!
aldım kocaman yaprakları yatağıma getirdim
bir çeşit zina gibi yaratılışla
ki ben kocaman balıklar tuttum, sonra bıraktım
akşamlara işi bıraktığım sorumsuzluk adına

benim adımı bağışla,
beni iklimler coğrafyasının ta kendisi
sanırım suyum başkalarınca ısıtılır
pazartesi.

kendimi bir yılların içine kapadım
kendimi koyverdim bir sulara
çok öldüm çok dirildim anlamadım
kendimi kendi akrostişime adadım
kendimi gerekçesiz oralara buralara

karanlığı düşündüm, kimler yapardı onu
karanlık bir simge değildir, bir yaşama
durmadan bağırırım ona, bağırırım
ölümü ve gömülmeyi ayırt etmem ama.
aldım pazartesi akşamı bir okka sucuk
öncesiz ve beceriksiz geldim odama

seni en sona sakladım alçakgönüllü ışık
hızını hiç kesmeden avadanlıklarımı bileyen
geliyorum. bana hazırlanan her şeye hazırım
ki bu hazırlığına katıldığım suların en güzelcesi

. . . . . . .

çaldım kapıyı açtılar. oadama
kravatımı çıkardım
gökleri yadırgamadım
güleryüzlü ama yeni
çünkü ortada ben vardım.

salı

birden karışmış gördüm. -karışmış olduğunu gördüm-
otobüs duraklarıyla reklam levhalarının
tutunduğum bir sarmaşık değildi
bir kayıştı otobüste

güdümlü bir sağnak saat beşleri beklerdi
yaz kış herkesin elleri suda
dizlerime tutunup kalktım.
bir ses değişmesinin en güzeli vardı göklerde
dizlerime tutunup dizlerime
attım pazartesi alışkanlığını.
bir vurgunum, ve aşkı
yeni yeni tanınıyordu suların göke
birden karışmış olduğunu gördüm, bildim
kadınla erkeğin, emekle evrak çantasının
bir yarı karanlıkta

. . . . . . .

vakit akşamdı. ikinci gün
vakit akşamdı.
birden bazı yerlerde ışıklar yandı
ayrıldım.
eve döndüm
evi buldum.

çarşamba

aslında buydu beni geliştiren
lut gölünün ve karanlık mevsimlerin karşısında
ordan uzayıp geldikçe kararan resimlerin karşısında
her gün seslendiğimiz isimlerin karşısında
(sinek kovalayan bir berber çırağı gibi
bütün işi sinek kovalamak olan
ustasından sinen ve sinek kovalayan.)
birden perdeleri açan bir sevgisizlik
şaşılacak bir balık iriliğinde
bu temmuz nasıl olsa birkaç yıl sürer
akşamları ve sabahları birtakım ilişkilere değiştiren
yani birbaşına kalmanın mutsuzluğunu.

istesem ne olur kurtulmayı
-serin değil ki bildiğim sokaklar, sinekli-
renkli camlar gecesinden, keten ter mendilinden
uzayıp gelen resimlerin karanlığından
ve rumeli beylerbeyinden
ve taksitle satışlardan
kurtulmak.
kurtulmak!
bir sonsuz kelime
bilmediğim bir eski zaman diliminden
bir güzel aşk ölümü belki

hiçbir şeye hazırlıklı değildik
oyunlar oynandı, gökler kapandı, yenildik
ama şehirlere koyverdiler bir menekşeyi
bir menekşeyi
o zaman başından sezdik yenilgiyi

o zaman şehre çıktım bir elimde fırça
bir elimde sineklik
öbüründe bir sinema bileti
kim varsa gelsin artık yeniden oynayalım
hızım bir araba dolusu aşk gibidir
gölün rengiyle asfaltı karıştırıp
kızım, ne varsa hep yeniden boyayalım.

aslında buydu beni geliştiren, aşksızlık!..
aşksızlık büyütür beni
yeni bir aşka doğru ve
öyle sanıyorum ancak birkaç yıl sürer
insanın sebepli umutsuzluğu

. . . . . . .

üçüncü gün. yorgun
ev aklımda. gitmeyi unuttum.

perşembe

uygundur uçakların uçtuğu bugün
sonsuz bir karmaşanın üstünden
iplere asılı çocuk bezlerinin
iplere asılı kadın külotlarının
işçi tulumlarının
üstünden
cılız çocuklara havalardan öğütler atarak
ve 60 bin ile 70 bin arasında bir sayıda
ölümler atarak
uygundur
yersiz bir hamaratlık, bir görev duygusu
bir sarı lale kadar makbulse
akşamüstü bir kadına sunulan
uygundur uçakların uçtuğu.
uçsunlar.

çaresizlik değil yenilgi. (sonradan övülecek)
herkesin içinde yürekle buluştuğu bir yerdi
ben masamı topladım, saatimi kurdum
(tanrım, saatim olmasaydı ne olurdum?)
biraz sevinç ve alacalık
karşıya geçmek için tam 39 yıl bekledim
arabalar, otobüsler, bisikletler, beygirler
soluk soluğa geçiyorlardı
geçsinler
(domatesler yaşlandı elimde)

o zaman sanılır ki bir olumsuzluk akşamını seçtik
biraz kolay sanılan biraz alımlı, biraz parlayan
baktıkça içinde şişelerin ve kırgınlıkların kımıldadığı
kışlaların ve karakolların kımıldadığı.
polisin bandosunu alkışladık caddelerde
çiçek falan satın aldık
durduk ve yenilgiden umutlandık
başkaları başka şeyleri seçtiler
seçsinler

öyle sanıyorum her şey biter
bir doğurgan hücre ve
bir yanlışlık daima kalır.

yer, kuru toprak. sonra yeşerdik
çarşamba günü sanki her şeyimiz tamdı
motorlar sirenler gidip gelişler
koyduğunu koyduğun yerde buluşlar
belki güzel birtakım şeyler
ama artık vakit akşamdı.
uygundur uçakların uçtuğu artık
uçsunlar.

. . . . . . .

geldim. oturmadım. çiçekleri suladım
bir onlar kalsın dedim akşamı beğendim
-bir günlük yanılmayla evi buldum-
perşembe.
bir uzun ses bekledim. oturmadım
berberlere ve matematikçilere
uçak homurtularıyla
oturmadım…

sabahı bekledim. cumayı.

cuma

ne söylenebilir! tam çağıydı. olağandık.
sabahlarda süzgündük, ancak akşamlarda vardık.

ne söylenebilir! her şey düzeliyor sandık.
odalarda çok geniş alanlarda dardık
hiçbir şeye yeterince inanılmadan. toplandılar
orada biz de vardık.

ne söylenebilir! tam çağıydı. belli aldandık.
otlarla yeşerdik, güllerle sarardık.
bir uykudan doyarak uyanılmadan. toplandılar
orada biz de vardık.

ben sokakları severim. deniz boyunda
her şey bir eskidir. ellerim acır onları taşımaktan
ben sözümona sokakları severim deniz boyunda
oysa ensem ve şakaklarım döküldü kaşımaktan
bir genelgeyim, gündüzüm ve gecem bir
bir anı bile değilim eski olmaktan.

gücüm tazelenmedi, suratım eski. yırtık.
her şeyleri bıraktım. geniş kıyılara dadandım.
aşk diye geceleri çözümledim. aldandım.
hep tozları silkeledim üstümden. hep
bir pantolon için dört kere şehre indim
bayramlara hazırlandım. sadece hazırlandım.

ne söylenebilir! tam çağıydı. oyalandık
suyun, ateşin, havanın toprağın çalışkanlığına daldık.
bir acıya kahramanca katlanılmadan. toplandılar
orada biz de vardık
ve uzun uzadıya orada kaldık.

cumartesi

yarın pazar
yarınki pazarın sessizliği…

pazartesi

kanatır akışını akarsuların çıplak şimdiki
başarılmamış bir geçmişten artakalan şaşkınlık
şimdiki çıplak. yarı aydınlanmış bir duvardaki
bir yenilgiden çıkarılmış bir deney. bir yaşlılık
soluğunu ağartırdı bir altın damarının

(bir alıntı)
“bir adamı söylerdi
bir kitaba konuydu
hep böyle kalmasaydı
hep böyle ne olurdu”

karşımda bir harita, kahverengi ve mavi
neresi başkasının neresi benimki
(özel)
artık buldum herkesin çılgınca sezdiği
kıyısında dolaştığı yüksek çin duvarını
artık herkesin belli belirsiz bezdiği
artık kendim ısıtıyorum sularımı.

karartılmış, yerlere vurulmuş yenilgi, seni
yeni bir tanrı sayan soydandı o. seni,
betondan ve çelikten
pazartesi günleri bir mutlu gebelikten
akşama sabaha uygulayan, seni
seven, saygı duyan, yaslanan sana
mermerden yanılan, pelikülden, insan onurundan
mermere yenilen, peliküle, insan onuruna
seçim sandıklarına, otuzüç dönülü plaklara
yenile yenile şaşkın, şimdiki çıplak
bir yaşlılık
ağartır soluğunu bir altın damarının.
yenile yenile şaşkın
arta arta kendi diline aktardığı,
sıkıntısına. seni.
o, bir yanılma sanıldı, sabaha bırakıldı
(sabaha kaldım)
bir çerçeveyi ansıyordu, baktıkça kımıldamayan..

“kutsal yenilgi!.. şimdiki.
o’na bağımsızlığını hatırlatıyorsun şimdi
her şeye yeniden başlamanın
kanattıkça…”

Etiketler: Turgut Uyar
Bu gönderiyi paylaş
  • Share on Facebook
  • Share on Twitter
  • Share on Tumblr
  • Mail üzerinden paylaş
Beğenebilecekleriniz:
Turgut Uyar – Yad
Turgut Uyar – Söyle Küçük Saadetini
Turgut Uyar – Akşamüstü Rüyası
Turgut Uyar – Turnam, Bir Ay Doğar Pasın’dan…
Turgut Uyar – Kesiksiz Övgü
Turgut Uyar – Islak Çeltiklere

Site içerisinde ara

Son Eklenenler

  • Deniz Durukan – Refik Durbaş İle
  • Ahmed Arif – Basübadelmevt
  • Ahmed Arif – Tutuklu
  • Ahmed Arif – Yurdum Benim Şahdamarım
  • Cemal Süreya – Bir Şair: Ahmed Arif

Site istatistikleri

  • 1
  • 326
  • 254
  • 4.309.811
  • 4.494.019

Takip et

Instagram @ufukluker

RSS [Kişisel] Son okuduklarım

  • Yeni Soyadının Hikâyesi (Napoli Romanları, #2)
  • Ötekilerin Başkenti
  • Benim Olağanüstü Akıllı Arkadaşım (L'amica geniale #1)
  • Mahur Beste
  • Üç Yanlış Üç Ceset (Hercule Poirot, #34)
  • Erkeksiz Kadınlar
Etiketler
Abdülkadir Budak Cemal Süreya Barış Pirhasan Müştak Erenus Vasko Popa Süleyman Nesip Türkan İldeniz Refik Durbaş E. E. Cummings Kahraman Altun Feyzi Halıcı Hasan İzzettin Dinamo Sennur Sezer Sinan Kukul Gabriel Celaya Metin Altıok Haydar Ergülen Ziya Osman Saba Ahmet Ada Can Yücel Cahit Sıtkı Tarancı Resul Rıza Sandor Petöfi Cahit Zarifoğlu Miguel Hernandez Erdal Öz Orhan Murat Arıburnu Sezai Karakoç Jose Marti Louis Macneice Veysel Öngören Tevfik El Zeyyad Kenneth Rexroth Ece Ayhan Nihat Behram Kemal Burkay Mehmed Kemal A. Kadir Ömer Bedrettin Uşaklı Lale Müldür Mehmet Yaşin Ülkü Tamer Metin Eloğlu Edip Cansever Suat Taşer Cengiz Bektaş Ozan Telli Rıfat Ilgaz Yannis Ritsos Attila İlhan Arkadaş Z. Özger Arif Damar Liana Daskalova Turgay Fişekçi Salah Birsel Ümit Yaşar Oğuzcan Yaşar Miraç Faruk Nafiz Çamlıbel Eugene Guillevic Oruç Aruoba Dido Sotiriou Yaşar Kemal Tove Ditlevsen Yaşar Nabi Nayır Ahmet Muhip Dranas Hasan Hüseyin Korkmazgil Özdemir İnce Birhan Keskin Cevdet Kudret Orhan Veli Kanık Metin Demirtaş Hilmi Yavuz İsmet Özel İlhan Berk Ahmed Arif Ataol Behramoğlu Talip Apaydın Aziz Nesin Behçet Aysan A. Hicri İzgören Kostas Kleanthis Akgün Akova Vladimir Mayakovsky Cahit Irgat Bedri Rahmi Eyüboğlu Adalet Ağaoğlu Zafer Ekin Karabay Adnan Özer Nazım Hikmet Guy de Maupassant Suat Derviş Sabahattin Ali Sait Faik Abasıyanık Landscape Vyaçeslav Ivanov Özdemir Asaf Afşar Timuçin Kemal Özer Memet Fuat Sun Yu-T'ang Ingeborg Bachmann Gülseli İnal Goethe Bekir Yıldız Vecihi Timuroğlu Hasan Biber Enis Batur Oğuz Atay Asım Bezirci Enver Gökçe Ahmet Necdet Şükran Kurdakul Süleyman Çobanoğlu Fazıl Hüsnü Dağlarca Celal Sılay İbrahim Karaca Oktay Taftalı Yorgo Seferis Behçet Kemal Çağlar Necati Cumalı Philippe Soupault Ahmet Oktay Cevat Şakir Kabaağaçlı Bejan Matur Neşe Yaşın Sabahattin Kudret Aksal Günter Kunert Pablo Neruda Oktay Rifat Paul Eluard Louise Gareau Des Bois Bertolt Brecht Asaf Halet Çelebi Fethi Giray Yılmaz Güney Altay Öktem Fang Vei Teh Ahmet Erhan Adnan Yücel Heinz Kahlau Hasan Basri Alp Ahmet Telli Kutsiye Bozoklar Nicolae Dragos Federico Garcia Lorca Vedat Türkali Peter Abrahams Erdal Alova Abdülkadir Bulut Fakir Baykurt Conrad Aiken Konstantinos Kavafis Yi Men Suat Vardal Kerim Korcan İsmail Uyaroğlu Murathan Mungan Şükrü Erbaş Orhan Kemal Turgut Uyar Blas De Otero Füruğ Ferruhzad Halim Şefik Güzelson İlhami Bekir Tez Melih Cevdet Anday Nahit Ulvi Akgün Ercüment Behzat Lav Bilgin Adalı Jesus Lopez Pacheco Nikola Vaptsarov Seyhan Erözçelik Behçet Necatigil Adnan Binyazar Cahit Külebi Gülten Akın Konstantin Simanov Berin Taşan Özge Dirik Yılmaz Odabaşı Özkan Mert Sandor Forbath Sabri Altınel Kemalettin Kamu Mehmet Başaran
by Ufuk Lüker
  • 500px
  • LinkedIn
  • Youtube
Ataol Behramoğlu – Sevginin ÖnündeCemal Süreya – Kısa
Sayfanın başına dön