21 Grams (21 Gram)

Son zamanlarda hakkında yazı yazacak film bulmakta zorlandığımı söyleyebilirim. Bunu nihayet 21 Grams ile sonlandırdım. Alejandro Gonzalez Inarritu takdir edilmesi gereken bir film ile beni fazlasıyla etkilemeyi başardı. Kendini izletebilen filmlerden değil de, seyirciye ” beni böyle kabul et veya çek git” diyen bir yapıda oluşu bu düşüncemin en önemli nedeni. Şöyle ki;

Rastlantıların yaşam içinde birbirlerinden habersiz insanları nasıl karşı karşıya getireceği üzerine bir film bu. Yönetmen, ölüm bedeni yavaştan, sessiz ve derinden sahiplenirken kaybedilen 21 gramlık ağırlık ile anlamlandırıyor hayatı. Aynı zamanda anlamlı kılınmaya çalışılan yaşam, ölüm ile tam bir anlamsızlığa dönüşüyor.

Guillermo Arriaga’nın romanından uyarlanan film, romandaki Mexico City yerine kirli Memphis’i kendine mekan olarak seçmiş. Sean Penn, Paul karakteri ile ciddi biçimde hasta olan, kalp nakli için bekleyen bir matematik profesörünü canlandırıyor. Naomi Watts, Cristina ile sevimli, model bir anne ama küçük sırrı olan bir karakter. Kokain ile bağlantısı yaşamında belirli oranda çatlaklar oluşturmuş. Benicio Del Toro ise Jack ve eski alkol alışkanlığının oluşturduğu travmaları İsa ile kırmaya çalışıyor.

Karakterlerin tümü bağımlı. Paul sigara, Cristina kokain, Jack ise alkole. 21.yy toplumunun karakterize edilmiş rolleri içinde küçük sorunları ile var olmaya çalışan insanlarken, bir anda yaşamları onları bilinmez bir güçle birbirlerine doğru çekmeye başlıyor. Yalnızlık içindeki çaresizlikleri ve acınası durumları, izleyiciyi onlar ile birlikte düşünmeye çağırıyor.

Kırık bir ayna olarak tanımlanabilinecek bir film 21 Grams. İzleyiciye hayatın içindeki ölümü, sevgiyi, bağımlılıkları, çaresizlikleri süslemeden hatta çiğ bir biçimde sinemasallaştırarak sunuyor. Nolan, Tarantino, Van Sant gibi isimleri anımsatan yapısı ise bir bulmacayı andırıyor. Birbirinden bağımsız onlarca sahne, yüzlerce plan, diyalog, monolog ve öyküler seyirci tarafından birleştirilmeyi bekliyor. Kuşlar uçarken, gökyüzüne gece gelen Memphis kentinde olanlar hem birbirinden bağımsız, bir o kadar da içiçe, karmaşık, kaotik.

Üç karakteri canlandıran Watts, Penn, Del Toro üstün oyunculukları ile filmde başarılı bir şekilde kaynaşıyor. Pelikül üzerindeki karakter resimlerinden çok; canlı, ruhu olan küçük insanlara, yaşamlara dönüşüyor. Filmin estetik olarak kendini ifade biçimi kurgusu dışında kullanılan rengi. Grain ile şekillenen, mat renkler ile estetize edilen film, ses ve görselliğin şiirselliğini de olgun ve kendine güvenen bir tavır ile sunuyor.

Inarritu bu çalışması ile kendini tam olarak ispatlıyor. Rastlantılar üzerine düşünen bir yönetmenin hayatı nasıl algıladğını ortaya koyuyor. Kendine özgü, akıcı, olgun bir sinema diline ilgi duyanların izlemesi gereken bir yapım.

Yönetmen: Alejandro Gonzalez Inarritu
Yapım: ABD, 2003
Süre: 124 dk.
Oyuncular: Sean Penn, Naomi Watts, Benicio Del Toro

(Atıl Altaş)