Afşar Timuçin – Güllü İle Hamza

Nerede Padişah’ın kızı Güllü
Nerede dağlar tutkunu Hamza
Umut bir korku gibi görünürdü
Bilmedik uzaklarda sevinçler olmasa

Eskiden de sevinç çok kişilikti
Yalnızlık sevemezdi kendini uzun uzun
Tutku bir kesinlikti
Bir nergis inadıydı kendine inanmakta

Deniz bir başka yokluğu uyurdu
Dağ ayrı yerde dalardı uykuya
Bir yalnızlık bir umuda katılmasa
Yalnızlıktan ve umuttan korkulurdu

Nerede Padişah’ın kızı Güllü
Nerede dağlar tutkunu Hamza
Biri yokluğu bilmeyen umuttu
Biri sonsuzluklardı uzak dağlarda
Sessizlik yalnızlığın simgesidir
Simyacılarca bulundu çok önce
Daha Yusuf ile Züleyha zamanında
Çıplak ayakla koşarken sarayları
Daha o zaman bulundu
Belki biraz daha da eskidir
Simyacılar bile yoktu o zaman
Yalnızlık kendini sessizliğiyle bilir

Umut yalnızlığın düşmanıdır
Bir akşamüstü beklenmeden doğdu
Umudun doğumunu yalnızlık gördü
Doğuşu bir yalnızlık konusu oldu
Bir arada büyüdüler kavga gürültü

Şimdi ikisi de kesin kavgadır
Rüzgarlar denizde kıyılara vurdukça
Şimdi yokluk bir bilinmez geçittir
Adı bilinmezlikte sonsuzluk olmadıkça

Güllü yalnızlık bilmeyen umuttu
Hamza bir yağmur tadıydı dağlarda
Güllü sevinçlerde sonsuzluktu
Hamza kimsesizlikti yalnızlıkta
Kocaman sarayın avlusunda
Güllü bitmezlikti çığlık çığlığa
Hamza koyunlarını güderken uzakta
Yıldızlar yanıp sönerdi
Gece biterdi birden
Gün olur akşam olurdu
Zaman taylar gibi koşar giderdi

(Sen her zaman bir çocuksun
Büyümeleri öğrenemeden
Adın ister yalnızlık olsun senin
İster eksiksizlikte umut olsun
Sen her zaman tutkusun
Koşmak seslenmek bağırmak içinsin
Sevinçsin
Çığlık çığlığasın her kıyıda)

Dağda çoban ateşleri yakan Hamza
Yüceleri türküyle söyleyen gene o
Aşkları bilen Hamza
Aynlıklardan anlayan gene o
Dağların en büyük bilgini yalnızlık sevdalısı
Sessizliklerin öz kardeşi çığlıkların nişanlısı
Yoklukları bilen Hamza
Yaşarlıktan anlayan gene o

Yemyeşil bir yamaçta bir özgürlüğü anan
Bir ağaç dibinde ilkyazı karşılayan
Yağmurla rüzgarla sarmaş dolaş
Dağların sevdalısı
Yıldızlarla konuşan gene o

Umudun bitmezlikten yılmadığı
Kimsesizliğin sevinçle anlaştığı yer
Gündüzlerden aydınlıkken geceler
Öfkeyle zorlanınca bekleyişler
Bekleyeni olmayan gene o

Düşleri dünyalarca büyük
Yaşarlığı tutsaktı sarayda
Umuttu – umuduna ışıdı okyanuslar
Belki hiç varılmamış kıyılarda

Sevgi bir sonsuzluğu özlemekse
Bitmezlikte özler dururdu seni
Olmazlığı görmemiş bir çocuktu
Bir yarın gibi duyardı kendini

Sevincin onmazlığıydı Güllü
Hangi gemiler geçer sevdalardan
Hangi gemiler gider tutkulara
Düşlerinde koşa koşa arardı

Bahçede güller sardunyalar limonlar
Ihlamur aslanağzı ve akasyalar vardı
Bir umuttu büyürdü sonsuzlukta
Her yokluktan bir bitmezlik umardı

Nice gemiler gitti uzaklara
Nice uzaklarda mevsimler değişti
Güllü şimdi umuttur kıyılarda
Dünyada bir gün bile eskimedi

Bir gün saraya süt getirdi Hamza
Sütü aşçıbaşıya verdi
Sonra çıktı sarayın bahçesine
Bir ağaç altına uzandı dinlendi
Yorgundu uyuyup kaldı
Sarayın bekçileri Hamza’yı bilirlerdi
Gördüler ama ses etmediler

Hamza uyandı
Güneş dalların arasından indi yere
Dalların ardı pembeye boyandı
Bir kuş öttü bir sessizlik uzandı
Sinekler gerindiler
Hamza yerinden kalktı
İki adım yürüdü

Hamza batan güne daldı
Birden Padişah’ın kızı Güllü’yü
Çiçek toplar gördü biraz ötede
Yıllar önce yaylada koşup oynadıkları
Ağaca tırmandıkları güzel Güllü
Şaşırdı Hamza’yı görünce
Gül demetini elinden düşürdü

Güllü Hamza’yı görünce utandı
Şaşırdı sendeledi
Hamza yetişip tuttu
Düşen gül demetini Güllü’ye verdi
Güllü Hamza’ya hiçbir şey demedi
Hamza da Güllü’ye ses etmedi
Sessizdir aşk

Bir süre yan yana durdular
Batan güne karşı
Günün son ışıklarını gözlediler
Sessizliği dinlediler
Yapayalnız

Güllü elindeki demeti Hamza’ya verdi
Hamza gün batınca çıktı saraydan
Güllü sabaha kadar uyumadı
Hamza yıldızlarla konuştu sabaha kadar
Mavidir aşk

Süt götürmek Hamza’nın işi değildi
Ertesi gün sığırtmaç iyileşti
Sütü saraya götürmeye hazırlandı
Hamza ben gideyim dedi babasına
Babası dinlemedi

Hamza yalvardı sığırtmaca
-Yarın gene ateşler içinde yat
Saraya bir daha gideyim
Bir gün daha o işi bana bırak

Sığırtmaç sözde gene hastalandı
Beklediler beklediler gelmedi
Güyümü Hamza götürdü saraya
Sonra gene serildi ağacın altına
Gözüne bir damla uyku girmedi
Gün çekildi güneş battı
Güllü gelmedi

Saraydan çıkarken çalındı kulağına
-Güllü bu gece hastalandı
Gene iş çıktı Müneccimbaşı’na
Gene iş çıktı hekimlere

Haber iki günde yaylaya ulaştı
-Hekimler çare bulamıyor
Dört bir yana haber salındı
Bir ilaç bilen varsa gelsin
Hastalığı geçirene armağanlar sunulacak
Güllü gitti gidiyor

Hamza başını ellerinin arasına aldı
Düşündü
-Gül suyuna iki karanfil atsam
Bir çaydanlık ıhlamur kaynatsam
Çiçek tozları serpsem üstüne
Hepsini karıştırıp şişeye koysam
Üstüne bir kelebek resmi çizsem
Yarısını kendim içsem
Yarısını da Güllü’ye götürsem

Bir sabah elinde şişeyle
Sarayın kapısını çaldı Hamza
Kapı bekçisi kırıldı gülmekten
-Hamza eğer bu iş kaldıysa sana
Acı haber yakındır

Çok yaşlı bir ilaççı
İlacını verip çıktı
Ardından Hamza girdi
Şişeyi hekimlere verdi
Dedi – bundan ona hemen içirin
İçirmeden önce de
Bunu sana Hamza gönderdi deyin
Ben burada biraz bekleyeceğim
Eğer iyi gelmezse
Bir başka ilaç deneriz ardından

Hekimler girdiler Güllü’nün yanına
Hamza getirdi deyip uzattılar ilacı
Güllü birden gözlerini açıp baktı

Güllü iki günde kalktı ayağa
Hamza’yı çağırdılar yayladan
Ne dilersen dile bizden dediler .
Hamza güldü
-Bir şey istemem dedi

Hamza yalvardı babasına
-Sığırtrmacın işini bana ver
Saraya her gün ben süt götüreyim
Ya da bir gün o gitsin bir gün ben
Sıkılıyorum yayladan
Süt götürdüğüm zaman
Sarayın bahçesinde eğleniyorum

Babası dedi ki
-Bu işin ucunda bir iş var
Bir kese altın verdiler almadın
Sen ne garip adamsın
Padişah soyu musun
Sarayda ne işin var
Senin yerin saray değil senin yerin bu dağlar
Gene de sen bilirsin
Sütü yüklenip gitmek zor gelmezse
Üç saat yol yürümek umurunda değilse
Bir gün sığırtmaç gitsin
Bir gün sen git saraya

O sabah sütü gene ahçıbaşına verip
O ağacın altına şöyle bir uzanınca
Biraz uyumak için zorlarken kendini
Bir de baktı ki Güllü yanında
Gül topluyor

Güllü dedi ki ona
-Bir yaşarlık getirdin dağlardan
İki günde yendim elinle ölümü
Yokluğunda ölümle anlaşırken
Birden ölümü yoketmek ne güzel
Şaşılacak şey
Birden senin oldum inan bana
Sensizlik adında her şey çekildi
Dallardan mavilikten bile
Kocaman bir dünyada
Yalnız senin varolman ne garip
Bütün bir yaşarlığı seven bana
Sensizlik ne garip
Uçurum gibi geliyor insana
Düşmekle bitirilemeyen derinlik gibi
Varlıktan önceki yokluk gibi
Umuttan önceki yalnızlık gibi
Sensizliğin varamadım anlamına

Hamza dedi ki ona
-Ben sana bilgiçliğimle bir ilaç getirmedim
Dağlardan yaşarlık getirdim sana
Ölümü hiç bilmeyen çiçeklerden
Yokluğu anlamayan kaynaklardan
Sana aldım bir yakınlık getirdim
Yoksa ilaç nedir ne bileyim
Umdum ki yaşarlığa ölüm yok
Anladım ki sevinç sonsuzluktandır
Nasıl kaynaktansa su
Gördüm ki yüreğim
Seni bitmez bir inanç gibi aramaktadır
O zaman sana geldim
Sana dağlardan umutlar getirdim
Sana ses gibi geldim uzaklardan
Yankılandım kendimi söyledim
Göçmen kuşlar gibi geldim
İlk yazlar serüvenler bitmezlikler gibi geldim
Zorunluydum sana
Eksiksiz seninleydim

İnançtır aşk
Bir yücelikse bir olmak adına
Dağ rüzgarına benzer
Süzülür yamaçlardan
Anlamaz dur demeyi
Varmadan uzaklara

Sonsuz yüceliktir aşk
Korkuyu öğrenmedi
Yalnızlıktan başladı
Yürüdü umutlara
Artık inanç oldu aşk

Bir direnişse varolmak adına
Sonsuz güzelliktir aşk
Andırmaz şehirlerde yoklaşmayı
Bir yokluktan bir yokluğa
Bir yalnızdan bir yalnıza yol vermez
Eksiksiz olmaktır aşk

Hep o ağacın altında buluştular
O kimsesiz gölgelikte beklediler akşamı
Günle birlikte doğup günle birlikte battılar

İnançlarını söylediler
Anlattılar denizlerin hangi mavide koşuştuğunu
Hangi mavide durup kaldığını söylediler
Düşündüler
Hiç durmadan düşündüler
Korkuyu yalnızlığı ve yalnızlığında egemen olanı

Bir deniz gibi güçlüydüler
Sonsuzlukta ve mavilikte
Bir gök kadar uçsuz bucaksızdılar

Her sonsuz sevgiye konan korku
Usulca çırptı kanatlarını
Usulca indi yere

Ama her şey umuttu
Her şey korkuda bile
Bir bulut gibi yoğunlaştıkça yoğunlaştılar

Gün denizlerde kısa
Dağlar inerken akşama
Yıkanırken ince sular
Işıklarla
Işıklarla

Gün kısa sorularda
Aydınlanırken gölgeler
Deniz durgun
Yollar uzun
Umut eksik
Korku yaman
Gökler yeniden başlıyor
Gün kısa sonsuzlukta

Gün duygusuz
Yatakta
Boşlukları uyuyor
Neredesin
Gün kısa yalnızlıkta

Bir gün dedi ki Padişah
-Oğlum yok
Güllü’yle evlenen oğlum olacak
Tahtım erkek çocuksuz kalmasın
Öyle bir damat bulun ki bana
Ben öldükten sonra beni aratmasın
Bir yarış düzenleyin gençler arasında
Bulalım ok atmakta sevmekte düşünmekte
Savaşmakta inanmakta birinciyi
İsteyen genç bu yarışa katılsın
Ama yarışa katmayın olur olmazı
Saçma sapan birini çıkarmayın karşıma
Birinci geldi diye

-İlk yarış ok atma yarışı olsun
İkinci yarış şiir söyleme yarışı
Üçüncü yarışta acıya dayanılsın
Böylece bulalım en üstün kişiyi
Savaşçıyı inançlıyı erdemliyi
Onu tahtımıza alıştıralım

Birinci yarışta oklar gerildi
Dizildi yüzlerce genç
Bir yandan da Hamza
Umudu yorgun kolları titrek
Zaten kendinin olanı
Bir de yarışarak isteyecek

Bilerek anlayarak sevinerek
Zaten onun olanı
Başkalarından alacak

Gözünde ne Padişah’ın yüce tahtı
Ne içinde sarayların özlenen saltanatı
Ne düşlerinde altın ışıklar
Ne sevgiden inançtan başka bir tasa

Bir elinde yalnızlık
Bir elinde umut
Sıra bekliyor
Vurdu vuracak
Akşam çukurluklara ağır ağır iniyor
Birinci yarış bitti kazananlar ayrıldı
İçlerinde Hamza da var
Hamza ertesi gün ikinci yarışa geldi
Hamza bir şiir söyledi
Dağlar taşlar anladı
Kayalar çiçeklendi

Durdu şiir söyledi
Göstermeden ağladı
Bu iğrenç tahtta ne var
Dünya sıraya girdi
Dünya şair kesildi
Gelin alan satanlar

İkinci yarışı tam üç kişi kazandı
Biri Hamza
Biri Sultan’ın amcası oğlu
Biri de ülkesinden kovulmuş bir şehzade

Ertesi gün üçüncü yarış yapılacaktı
Son kalan iki kişiye hazırlandı cellatlar

Yanlanna bir yudum su verilmeden
Üçü yola salındı
Tam yedi dağı aşıp
Sekizinci dağın tepesindeki kaynaktan
Padişaha bir testi mavi su getireceklerdi
Suyu en önce getiren kazanacaktı yarışı

Üçü de düştü yola
Üç gün beklediler yok
Dört gün beklediler yok
Beş gün beklediler yok
Altıncı gün amca oğlu çıkageldi
Elinde mavi suyla çıkageldi
Yedinci gün de şehzade göründü
Beklediler beklediler Hamza yok
Hamza geri dönmedi

Sekizinci gün cellatlardan biri
Şehzadenin boynunu vurdu sessizce
Ölüsü kimseye gösterilmedi
Ama Hamza nerede
Hamza yok
Hamza geri dönmedi

Sekizinci günün gecesi bir atlı gizlice
Saraydan çıkıp dağlara sürdü atını
Gidip buldu Hamza’yı zincire vurduğu mağarada
Ona dedi ki -Birinci gelen belli
Sen yarışta üçüncüsün
Şimdi seni salsam yola
Mavi suyu olsa olsa üç günde götürürsün
İkincinin bile boynu çoktan vuruldu
Gel sen beni dinle seni salayım
Çek git buralardan başka yerlere
Sen garip bir çobansın
Padişahın kızı senin neyine
Taht işinden de zaten anlamazsın
Ne dersen de

Hamza düşündü
-Sal beni dedi sal beni gideyim
Sal beni
Ben tahttan çoktan geçtim
Çöz kollarımı
Çöz de gideyim

Hamza çekip gitti çok uzağa
Ve tam düğün yapılacakken
Güllü yeniden düştü yatağa
Gene hekimler binbir ilaç denedi
Güllü her gün biraz daha soldu
Bir yaz bitiminde bir gül gibi
Yaprak yaprak döküldü yalnızlığa

Baktılar ki çare yok
Arattılar Hamza’yı
Adamlar saldılar yedi bucağa
Bir köyde çobanlık ederken buldular onu
-Çabuk yetiş dediler
Biraz daha beklersen Güllü yok
Hamza atlılarla birlikte girdi başkente
Hemen saraya koştu
Hamza’yı hekimlerin yanına getirdiler
-Haydi çabuk söyle Hamza dediler
Neler istiyorsun ilaç yapmak için
Söyle de bulduralım
Dedi ki Hamza hekimlere
-Ben hekimlikten ne bilirim
Ben sevgiden anlarım
Ben sizin gibi işi derinden almam
Ama bir yalnızlıksa nedeni hastalığın
Öldürülmüş bir tutkuysa boşlukta
Çabuk bir avuç papatya kaynatın
Karanfil atın içine
Azcık gülsuyu katın
Bunu sana Hamza yolladı deyin
Kaşık kaşık içirin
Ona deyin ki Hamza yaptı bunu
Sen iyileşmezsen o da iyileşmez
Sen ölürsen o da yaşamayacak
Bunu ona açık açık anlatın
Hamza’nın yolladığı ilacı içen Güllü
Yeniden dünyaya geldi
Yeniden iyileşti
–Ona benden selam söyleyin dedi
Boşuna inanmasın onsuz olacağıma
Hamza gene başını alıp gitti
Tam düğün eşiğinde
Çalgılara dokunmak üzereyken parmaklar
Tam davula indi inecek tokmak
Yeni bir gün başlarken
Duyuldu ki Güllü yeniden hastadır
Düğün durdu başlamadan
Saray acıya ve öfkeye boğuldu

Dediler ki Padişah’a
-Güllü iki günde bir yatağa düşüyor
Ne ilaç yapsak boşuna
Siz de biliyorsunuz ki iyileşmiyor
Hamza papatya suyu kaynatırsa
İçine de gülsuyu katılırsa
Ya da birazcık ıhlamur çiçeği
Hasta iki saniyede ayakta
Bu ne biçim iş biz de anlamadık
İşler bizim bilgimizi aştı artık
İsterseniz bir de siz konuşun Güllü’yle
Sizi de anlamazsa
İlaçların bir yararı olmayacak

Padişah öfkeden bar bar bağırdı
-O Hamza salağının boynu vurulacak
Bulun getirin onu

Dedi ama öfkesi yarıda kaldı
Gelen haber kötüydü
Güllü can veriyordu neredeyse
Eğer Hamza hemen buldurulmazsa
Gelip ilacinı eliyle kaynatmazsa
Güllü iki güne çıkmaz gider

Padişah hüngür hüngür ağlayarak
-Gidin nerede bulursanız bulun onu
Önce ilacı kaynatsın
Sonra şu düğünü yapalım
Daha sonra vurdururuz boynunu

Koştular aradılar buldular
Gene tutup başkente getirdiler Hamza’yı
-Bak dediler
Bu senin son ilacın
Yakında boynun vurulacak
Ama ölmeden önce söyle bu tılsımı
Söylemezsen ölür gider Güllü
Öbür dünyada kavuşuruz diyorsan
Boş yere umutlanma
Sen orada da çobansın nasıl olsa
Güllü’yü seviyorsan söyle
Ne katıyorsun ilacın içine

Hamza dedi ki onlara
-Gördünüz ilacı önünüzde yaptım
İçine gizlice bir şey katmadım
Ama siz baştan beri yanıldınız
Güllü bir sevgi hastasıdır
Bunda şaşacak ne var
Sevdiğinin sunduğuyla iyileşiyor
Bana gelince ben elimden geleni yaptım
Ondan uzakta kalmaya katlandım
Her yapılana boyun eğdim
Ölümden şu kadarcık korkmazken
Yarıştan atılmaya evet dedim
Mutlu olsun istedim
Ama görüyorsunuz ki olmuyor
Sevgi bu
Ne ölüm ne korku ne padişah tanıyor
Siz gene suya dört beş tane karanfil atın
Üstüne nane ekleyin
Limon sıkın
Kaynatın
Bunu sana Hamza gönderdi deyin
Yalnız sakın boynumu vurdurmayın
Sonra düştüğü yataktan kalkamaz bir daha

Ve dedi ki Hamza
-Ben birazdan gideceğim
Ondan sonrası sizin işiniz
Boynumu mu vurdurursunuz
Yoksa vurdurmaz mısınız
Siz bilirsiniz onu
Ben kendi ölümüme yanmam
Ben ölürsem yaşayamaz Güllü
Ben ölürken Güllü’nün ölümünü ölürüm
Ölüm bu yüzden zor geliyor
Önce bırakın beni
İki çift söz söyleyeyim ona
Ona diyeyim ki yaşamak zorundasın
Sevgi yaşarlıkta sevgidir diyeyim
Ölüm sevgiyi yıkar
Onu yaşamaya inandırayım
Sonra çeker giderim
O tek benimsesin yaşamayı
Ama bundan da bir sonuç alamazsak
Anlayın ki bu sevgi onmayacak
O zaman siz bilirsiniz
Ya benden ve Güllü’den geçersiniz
Ya da sarayları saray yapan saçmalıktan

Hamza dedi ki Güllü’ye
-Güneş ufukta eskidi
Bizi akşam çağırıyor
Düşünmenin vaktidir
Yaşamak geç kalıyor
Şimdi ya bir sevgiyi ölümlere vermek
Ya onu ayrılıkta yaşamak acılarla
Bir şey değil ölümü benimsemek
Sensizliği giyinmek sonsuzlukta
Senle olmak böyle güzel olmasa
Sensizlikte ölümlere varmak hiç zor değil
Ne sen geç bu sevgiden ne ben geçeyim
Sen onu benden uzakta bir bitmezlik gibi yaşa
Ben senin sevginde eskiyeyim
Yoksa benim boynumu vuracaklar
Ölüm yaşamanın en kolay yanı
Biliyorum ölürsem ardımdan geleceksin
İşte buna katlanamıyor içim
Bırakalım uzaktan uzağa olsun bu sevgi
Yaşayarak utandırsın engelleri
Saçmayı gülünç etsin yaşayarak
Hemen ölüme sunmasın kendini
Güllü dedi ki Hamza ya
-Sevgi anlamaz ayrılığı
Ayrılan sevgi olmaz
Sevgi uzaklarla bölünemez
Boş yere kandırmaya çalışma beni
Senin ölümün korkutmazken seni
Benim ölümüm neden korkutuyor
Senin için ölümü anlarken
Benim için anlamamak
Yanlışların en sevimsizi
Bir de şunu söyleyeceğim sana
Vuruşmadan ölen sevgi yoktur
Git başına sevgiden anlayan üç beş yiğit topla
Savaşmayı yüklen
Sen vuruşarak öleceksin
İğrenç cellatlara boynunu uzatmadan
Ben hiç kimseye boyun eğmeden
Çarpışa çarpışa can vereceğim
Haydi artık durma git
Ben yeniden düşeyim yataklara
Seni yeniden çağırdıkları zaman
Bütün gücünle saldır saraya

Hamza’nın masalını bilen yüz elli yiğit
Hamza’nın çağrısına katıldı
Atlarını düzenlediler
Kılıçlarını parlattılar
Beklemeye başladılar
Aradan on gün geçti geçmedi
Saraydan bir atlı geldi soluk soluğa
Dedi ki Güllü gene hastalandı
Ha öldü ha ölüyor
Bunun derdi de sende dermanı da
Gel Güllü’yü iyileştir
Boynunu da hazırla cellata
Cellat senin için bıçağını biliyor
Diyorlar ki Hamza öldükten sonra
Güllü umutlanmaz da Hamza’ya
Yatağa düşmez olur
Gel onu son olarak iyileştir
Senin gibi birine
Güllü için ölmek yaşamaktan güzeldir
Hamza’yla birlikte
Yüz elli yiğit yola düştü
Saraydan gelen atlının aklı karıştı
Padişah bu kadar çok adamı
Bir arada görmek istemez dedi
Ama dinletemedi
Dört nala vardılar saraya
Padişah kapıyı açtırmadı
Yüz elli yiğit kırdı kapıyı
Yüz elli yiğit üç saat savaştı
Yer gök kızıl kana döndü
Savaş bitti
Gidip bir odada buldular Padişah’ı
Sevgiye karşı ölüm koydun dediler
Kana girdin
En gerçek şey sevgidir
Görmek istemedin
Şimdi tahtın da elimizde
Gelgelelim
Bizde padişah olacak boşluk yok
Haydi Güllü’yü ver de çekip gidelim

Padişah dedi ki Hamza’ya
-Bozma yönetenlerin yasasını
Savaştın ve kazandın
Artık Güllü de senin taht da senin
Güllü yü alıp gidemezsin
Yaylaların düzenine uymaz saray düzeni
Tahtı boş bırakırsak
Öldüğüm gün sallanır
Kan gövdeyi götürür

Hamza dedi ki Padişah’a
-Sevmekle yönetmek ayrı şeyler
Seven yönetmek bilmez
Ben nereden padişah olacağım
İçim kırların rüzgarıyla dolu
Düşüncem en geniş denizlerde
Duygularım kışa da yaza da ayrı tutkun
Sen istersen bir garibin boynunu vurdurursun
Ben onu yapamam ki
Öldürmekse çarpışarak öldürürüm
O da bir padişaha yaraşmaz ki
İyisi mi sen bir padişah bul kendine

-Kırların yasası uymazsa sarayına
Sen sarayının yasasını koru
Kırlar kendi yasasını sürdürür
Doğrudur
Bir çobandan sana padişah olmaz
Yarışı alsam da tahtı almayacaktım
İyi ettin de engelledin beni
Şimdi bileğimin gücüyle aldım

-Bir gün sarayların yasasından bıkarsan
Kırlara doğru gel
Güllü’yle ben sana çiçek toplarız
Sana dağları sevdiririz
Bilmediğin güzellikleri anlatırız
Yönetmenin saçmalığını görüp
Severek yaratmak istersen bir gün
Gel bizi bul yaylada
Sana uzak kırların yasasını öğretiriz
Güneşin doğuşuna katılmayı
Güneşle birlikte batmayı her akşam
Göklerle birlikte geniş olmayı
Dağlarla birlikte yüce
Yıldızlarla birlikte çok olmayı
Bildiğimiz kadar söyleriz sana

Hamza Güllü’yü odasında buldu
Kucaklaştılar sevinçle
Umut yalnızlığa eklenip sevgi oldu
Güllü giyindi bohçasını aldı
Gitti babasının odasına
Dedi ki -Böyle ayrılmak istemezdim
Biraz önce hoşça kal dedim anneme
Şimdi de seni kucaklamaya geldim
Yazık ki kan girdi aramıza
Bu yüzden kırgınım sana
İstersen birbirimizi bir daha görmeyelim
Sakın yanıp yakılma
Ne benden sultan olurdu ne Hamza’dan padişah
Biz sevgiye göre yaratılmışız
Yasalar koymaya içimiz yetmez bizim
Yasalar uygulamayı beceremeyiz ama
Sevgiyle yaratmayı sevgiyle yıkmayı
Sevgiyle savaşmayı biliriz
İnsan için olmak işimiz bizim
Biz kimsenin boynunu vurduramayız
Kimse için zorla sevgi yaratamayız
Yönetiyoruz diye kıramayız
Sevmediğimiz gün ölürüz biz
Yazgımız bu bizim

Çalgılar çalınmadı davullar vurulmadı
Kuş sesleri yetti sevinci anlatmaya
Çağlayanlar o gece coştu
Gece yarısına doğru şimşekler çaktı
Otlar ıslandı sevindi
Bütün toprak katıldı sevince
Dallar biraz daha tomurcuklandı
Sabaha doğru yağmur dindi
Işıklar vurdu dallara bembeyaz
Son yıldız söndü
Kuzular uyandılar
Güneş dalların arasından çıktı
Bir ağacın tepesine kondu koskocaman
Bir kırlangıç yere doğru süzüldü
İlkyaz yaza dönüştü
İlkkışın serinliği vurdu dağlara
Diz boyu kar yağdı
Tipi göz açtırmadı
Sonra gene yarıldı bulutlar

Yüzyıllardan beri Güllü
Uzak yaylalarda bir umuttur
Her akşam süt sağar
Hamza dağlarda dirençtir
Güllü’yle unutur tekliğini
Avuçları bulut ve toprak kokar
Saray çoktan yıkıldı
Şimdi yerinde birkaç yıkık duvar var
Duvarda yaşananlardan iz bile yok
Padişah’ı bir akşamüstü sessizce gömdüler
Tarihlerde daha başka bilgi yok
Sultan’ın ne olduğunu bilmiyoruz
Şimdi dağlarda Güllü
Yaşlanır yün eğirir
Yeni bir Güllü doğar
Ocak başında yaşlı bir Hamza
Padişah masalları anlatır
Yeni bir Hamza doğar
Yeni bir ilkyaz gelir
Yeni bir sabah başlar