Ufuk's Blog
  • Ana Sayfa
  • Şiir
  • Öykü
  • Müzik
  • Sinema
  • Yazın
  • Görsel
  • Kişisel
  • Menu Menu
Öykü

Sabahattin Ali – Gramofon Avrat

3.428 görüntülenme

Azime bu kızı eline geçireli bir sene bile yoktu. Fakat adı şimdiden bütün Konya hovardalarının arasında yayılmış, bunun sayesinde Azime’nin çıkınına yeşil yeşil bangonotlar dolmaya başlamıştı.

Yaşı daha yirmi sularında idi. On beş senelik oturak avratlarından güzel oyun oynuyor, bütün türküleri, en zorlarını bile, gözünü kırpmadan söylüyordu. Bir yanık sesi vardı ki… Bu ses için ismi Gramofon Avrat olmuştu. Asıl adı pek malum değildi. Nereden geldiğini de bilenler azdı. Dilinin epeyce düzgün olduğuna bakılırsa herhalde şehirde bir efendi yanında evlatlık kalmış olacaktı. İki sene evvel ilk defa olarak Dereköylü bir delikanlının yanında Meram’da bir oturağa gelmiş, ondan sonra bir iki ay bu çocukla dolaşmıştı. Dereköylü bir gece kavga arasında vurulup ölünce bütün öteki kimsesiz ve efesiz oturak kadınları gibi Azime’nin eline düştü. Azime ne tükenmez hazine yakaladığını bilmez değildi. Kızı evvela terzi Mürüvvet’e götürüp hanımlar gibi giydirdi, ayağına tokalı pabuçlar aldı, bir hafta, on gün istirahat ettirdi. Ondan sonra bir geceliğine oturağa göndermek için otuz, kırk, yerine göre yüz lira alarak ve sürüyüp götürmesinler diye yanına kendi adamlarından bir silahlıyı -efesidir, yalnız göndermez- diye katarak kızı çalıştırmaya başladı.
Anasının beşibiryerdelerini, babasından kalan iki dönüm tarlayı, Araplar Mahallesi’ndeki eski evi satan her delikanlı paralarını kuşağına basıp Azime’ye geliyor ve bir gececik oynatmak için Gramofon Avrat’ı istiyordu.

Öteki avratlar hep yaşlı kadınlardı. Oyundan anlayan hovardaların beğenebileceği bir oyun, ancak on beş yirmi senede öğrenilebiliyor ve bu müddet içinde yüzler, kalın düzgün tabakaları altında saklanacak kadar çöküyordu. Az ışıklı çıraların veya sönük lambaların ziyasında oynayan bu kadınların yüzlerinden çok ayaklarına ve türlü türlü ahenklerle kıvrılan vücutlarına bakıldığı için yüzlerinin ve yaşlarının pek ehemmiyeti yoktu.

Fakat bu Gramofon Avrat… Daha bu yaşta, yıllanmış kadınlardan güzel ve ustaca oynayan, en kıvrak şarkıları konuşuverir gibi kolayca söyleyen, rakı verirken adamın gözlerinin içine bakıp gülen bu yaman kadın öbürlerine benzemiyordu. Bu kız için millet birbirini kırıyordu. Azime kızı oynatacak olanların akıllı uslu olmalarına ne kadar dikkat ederse etsin, her oturakta muhakkak kavga çıkıyor, silah atılıyor, adam vuruluyordu. Fakat şeytan kız, bunların hepsinden yakayı kurtarmasını biliyordu. Tam kavga alevlenip kendi yüzünden dövüşenler kendisini unutunca usulcacık sıvışıyor, onu getiren ve asla kavgaya karışmayan adamla beraber, kapının önünde bekleyen arabaya atlayıp bağlar arasından dolaşarak -Azime yengesine- geliyordu.

Gramofon Avrat’ın acayip bir huyu vardı: Bir gördüğünü bir daha hiç hatırlamıyordu. Uğruna evini barkını harcayanları bile ikinci görüşünde tanımamazlıktan geliyor, daha doğrusu sahiden tanımıyordu. Çünkü karşısındaki kendisini ona hatırlatmak için: -Nasıl bilmezsin canım, Silleli’nin bağına gittik ya… Orada Küçük Ali beni bıçakladı da dört ay hastanede yattım ya!..- dedikçe öyle masum bir tavırla: -Bilemedim hay efendiciğim, bilemedim işte!- derdi ki, yalan yaptığını söylemek insafsızlık olurdu.

Kendisini alıp götüren ve oynatanların, hatta bir iki gece yanlarında alıkoyanların ne zengin ne de -aslan gibi delikanlı- olmaları, bunların Gramofon Avrat’ın kafasında yer bırakmalarına yetmiyordu. Yalnız bir kişiyi ve uzun zaman unutmadı:

Azime’nin eski dostlarından Rumelili bir Hüseyin Ağa vardı. Konya’dan istasyondan çıkınca insanın karşısına dizilen bir sürü çift atlı paytonların belki dörtte biri bu adamındı. Azime’ye araba lazım oldu mu, buna haber salar, Hüseyin Ağa da işin sonunda bazan vukuat da çıkabileceği için en genç ve kuvvetli arabacısı Murat’ı yollardı.

Bu delikanlı, hiç konuşmadan, hiç arkasına bakmadan kendisine söylenen yere atları sürer, hangi bağa gidilirse, kapısının önünde bekler, çağırılsa bile içeri girmez ve sabaha karşı oturak bitince yahut bir vukuat çıkıp silah sesleri ve bağırışlar arasında Gramofon Avrat bağdan dışarı fırlayınca hemen atların torbalarını alır, dörtnala şehre dönerdi.

Ne kadın ona, ne o kadına bir laf söylemiş değildiler. Aylardan beri onun doru atları ve hafif arabası kadını birçok yerlere götürdüğü, birçok yerlerden, bazan arkalarından atılan kurşunlara rağmen, selametle evine getirdiği halde, belki bir kere adamakıllı birbirlerinin yüzüne bakmamışlardı.

Fakat bir gece Murat hastalanıp yerine başka arabacı gelince Gramofon Avrat bindiği arabadan atladı ve gitmem diye dayattı; ne yalvarmak, ne bağırmak fayda vermedi. Azime pohpohlamak için birkaç gün sonra bunu oğlana söyleyince o, aldırış etmezmiş gibi, omuzlarını silkti.

Bir gün Meram’ın ta öbür başında bir oturağa gittiler. İçerde sazlar çalınıp şarkılar titreşen dut yapraklarında dolaşırken, dönen ve oynayan kadınların kaşık sesleri taşlı bir yolda dörtnala koşan at nalları gibi geceye yayılırken, her zamanki şey oldu: Bağırmalar, sövüşmeler başladı. Birkaç silah sesi duyuldu. Murat başını çevirerek bağın tenha kapısına baktı, neredeyse bu kapıdan çıkıp arabaya atlayacak olan kadını ve -efesini- gözledi. Fakat bunun yerine içerden keskin bir kadın sesi çınladı:

-Amanın Murat yetiş, beni vurdular!-

Oğlan yerinden sıçrayarak bahçe kapısını omuzladı. İçerde hala boğuşanlar vardı. Birkaç kişi kadını kucaklayıp bağ evine sokmaya çalışıyorlardı. Kadın Murat’ı görünce ellerini ona doğru uzattı ve ilk defa olarak ona, hem de çok şeyler söyleyen gözlerle, baktı. Murat yavaşça ceketinin cebinden iri nagantını çıkararak oradakilere doğru sıktı; onlar, nereden geldiğini anlamadıkları bu ateşten şaşırdıkları sırada çabucak kadını yakalayıp dışarı fırladı ve arabaya atlayarak şehrin aksi tarafına, dağlara doğru sürdü.

Fakat buraları iyi tanımadığı ve sığınacak kimsesi olmadığı için birkaç gün sonra candarmaların eline düştü, kendisini hapishaneye, kadını hastaneye kaldırdılar. Gramofon Avrat hastaneden çıkınca ilk işi Murat’ı sormak oldu. Tabanca attığı zaman yaralananların biri öldüğü için, delikanlı, esbabı muhaffefesi (hafifletici sebeplerden dolayı ceza indirimi) filan çıktıktan sonra, tam on iki buçuk sene yemişti.

Bu günden sonra kadın ne bir oturağa gitti, ne eline kaşık alıp oynadı, ne de güzel ve yanık sesini duyan oldu. Evvela yaşlıca birinin yanına kapatma girdi. O kendisini kapı dışarı edince de umumhaneye düştü. Fakat her salı günü muhakkak hapishaneye gidip Murat’ı görür, ya birkaç kuruş para, yahut da yağ, bulgur, cıgara gibi bir şey bırakırdı. Aralarında bir iki kelime bile konuşmadıkları halde kendi uğruna hiç düşünmeden adam vuran bu çocuğu, vücudunu satıp kazandığı paralarla besliyor, belki de artık yalnız bunun için çalışıyordu.

(Sabahattin Ali, Resimli Herşey, 05.12.1935)

Benzer içerikler

  • Guy de Maupassant – Bayan İnci
  • Guy de Maupassant – Bir Ana Baba Katili
  • Guy de Maupassant – Otel
  • Sait Faik Abasıyanık – Dülger Balığının Ölümü
  • Guy de Maupassant – Sauvage Nine

İSTATİSTİKLER

Anlık ziyaretçi sayısı: 11

Günün ziyaretçi sayısı: 853

Günün görüntülenme sayısı: 1086

Toplam ziyaretçi sayısı: 4.570.595

Toplam görüntülenme sayısı: 9.856.764

POPÜLER İÇERİKLER

  1. Şükrü Erbaş - Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz (401.207)
  2. Anonim // Her Şey Sende Gizli (164.146)
  3. Cahit Sıtkı Tarancı - Otuz Beş Yaş Şiiri (152.875)
  4. Birhan Keskin – Kargo (79.346)
  5. Şükrü Erbaş - Senin Korkularını Benim İnceliğimi (68.341)
  6. Attilâ İlhan - Ayrılık Sevdaya Dahil (48.865)
  7. Sabahattin Ali - Kamyon (43.304)
  8. Adnan Yücel - Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek (42.016)
  9. Nâzım Hikmet - Fevkalade Memnunum Dünyaya Geldiğime (40.662)
  10. Sabahattin Ali - Ayran (39.665)

ARŞİV İÇERİSİNDE ARA

TAKİP ET


Instagram @ufukluker
Instagram @ufukluker

SON EKLENEN İÇERİKLER

  • Pınar Kür — Asılacak Kadın’ın Savunması
  • Bir Devin Ardından: Marlon Brando
  • Ahmet Telli — Sfenks
  • Ahmet Telli — Savrulup Dururken Hayat
  • Ahmet Telli — Kirli Su

RSS [KİŞİSEL] SON OKUDUĞUM KİTAPLAR

  • Yedilerin Gizemi (Superintendent Battle, #2)
  • Mahkûm
  • Arka Sokaktaki Cinayet (Hercule Poirot, #16)
  • The Sittaford Mystery
  • Tahta Kurdu

ÇOK OKUNAN ŞAİRLER

Attilâ İlhan Ümit Yaşar Oğuzcan Guy de Maupassant Gülten Akın Orhan Veli Kanık Can Yücel Melih Cevdet Anday Sabahattin Ali Ahmet Telli Ataol Behramoğlu Rıfat Ilgaz Cahit Külebi Ece Ayhan A. Hicri İzgören Adnan Yücel Metin Eloğlu Nihat Behram Şükrü Erbaş Yaşar Miraç Metin Altıok İlhan Berk Enver Gökçe Edip Cansever Refik Durbaş Oruç Aruoba Ahmed Arif A. Kadir Cemal Süreya Turgut Uyar Afşar Timuçin Hasan Hüseyin Korkmazgil Arif Damar Fazıl Hüsnü Dağlarca Özdemir Asaf Oktay Rifat Cahit Sıtkı Tarancı Kemal Özer Nâzım Hikmet Necati Cumalı Şükran Kurdakul
by Ufuk Lüker
  • 500px
  • LinkedIn
  • Youtube
Sabahattin Ali – ÇirkinceSabahattin Ali – Kurtla Kuzu
Sayfanın başına dön