Ufuk's Blog
  • Ana Sayfa
  • Şiir
  • Öykü
  • Müzik
  • Sinema
  • Yazın
  • Görsel
  • Kişisel
  • Menu Menu
Yazın

Tek Sesli Şiirden Çok Sesli Şiire

252 görüntülenme

Mısra işlevini yitirdi; şiiri şiir yapan bir birim olarak yürürlükten kalktı. Eski rahatlığını, o sessiz, kıpırtısız düzenindeki rahatlığını boşuna arıyor şimdi. Öfkelerin, bunlukların, başkaldırmaların dışında kendini yineliyor daha çok. Ne denli güçlü olursa görünürse görünsün, duygularımızı, gerilimlerimizi, düşünce coşkularımızı başlatıcı öğe, bir ölçü olmaktan çoktan çıktı. İnsanı, insanla gelen en çağdaş sorunları karşılayamaz oldu. Öylesine durallaştı ki, onca bir sözcük yılı da uzak kaldı bize.

Öyleyse şiiri okumalı, şiiri, usla biriktirmeli artık; mısra ile değil. Diyeceğim, ille de bir ölçü gerekliyse bu, düşünsel-ussal bir ölçü olmalı. Tek sesli şiirden, çok sesli bir şiire yönelişteki en kapsamlı ölçü de budur sanırım.

Nicedir şiiri soyut bir kavrammış gibi düşünemiyoruz. Her toplumun kendine özgü bir şiiri ya da şiirleri olduğu için böyle düşünemiyoruz. Ülkemiz de bir mucizeler ülkesi değil. Bizim de gereksinmesini duyduğumuz bir şiir anlayışı var. Hatta bir bakıma uygulanıyor da bu. Düşünü şiiri diye adlandırabileceğimiz bu şiir biçimini(tarzını) yerleştirirken, en azından şiire bakma ölçülerimizi de değiştirmek zorundayız.

Örnekler ortada. Yapacağı işin bilincine varmış ozanlar kabına sığamıyor artık. Hiç değilse zorlanıyor şiir, seçkin, soy bir anlatım yolu bulmak için savaşılıyor. Örneğin cümleler parçalanıyor; söze yeni bir devinim katılıyor böylelikle. Bir bakıma cümle tavır takınıyor, insanlaşıyor. Derken bir satır başı, bir parantez, bir dialog…Bakıyorsunuz düzyazıya geçmiş ozan; anlatıyor, açıyor, anlamı genişletip yoğunlaştırıyor. Mısra yerine devinim , mısrayı ölçü yapmak yerine usu ölçü yapmak! Güç şiir burdan çıkıyor, şiir okuma zorluğu burdan doğuyor.

Ya peki mısra nedir? Bir tanımı yok mu onun? Bence yok! Olsa olsa sezilmesi var, şiiri tekilleştirmesi var, şiiri tekilleştirmesi, kolay ustalıklara araç olması, çağdaş anlayışın gerisinde kalması var. Mısra da sağduyu gibi bir şey… Sağduyu ise, Einstein’ in anlayışına göre, “İnsanın on sekiz yaşına gelmeden önce zihnine yerleşen önyargıların tortusu”ndan başka bir şey değil. İşte mısra da sağduyu gibi, beğeni eğitimi, töre anlayışı gibi, bize önceden aşılanmış bir öngüzellik duygusu.

Bu öngüzellik duygusunu nasıl aşmalı? Önce, mısranın mısraya örnek tutulmasıyla sağlanan iyi işçilik görünüşü yerine, dirimsel bir şiir anlayışını gerçekleştirmekle… Buna karşılık şöyle bir soru sorulabilir : Bugüne dek yazılan şiirler, dirimsel olana bunca uzak mıydılar? Bir bakıma öyle. Düşünürsek, yalnızca kendi olanaklarıyla yetinen ozan çok azdır bizde. Daha çok deneyler vardır; katkısız bir sahihlik(authenticite) ve bu sahihliğin pekiştirilmesi yerine, başka başka yaşam biçimlerine öykünme vardır. Gene de, bu deney bolluğunun, şiirimizi çeşitlendirmek bakımından yararlı olduğunu söyleyenler çıkabilir. Ama şunu da unutmamalı ki çeşitlemenin, ozan sayısıyla oranlı olarak değil de, tek tek ozanlarda incelenmesi, çoğu kez en güçlü kişilikleri bile tehlikeye düşürmüştür. Kısacası, kuramın yaşamla birleşerek yarattığı gerçek şiir alanı, Fethi Naci’nin deyişiyle, tümdengelimle tümevarımın çakıştığı nokta, bir iki ozan ayrı tutulursa, hiç denenmemiş, bir “Çorak Ülke” gibi cansız, yaşamsız kalakalmıştır.

Öyleyse şiirin yapısında şiirin dokusunda bilinçli, özgün vurucu bir düşünce-yaşam birliğinin yer alması gerekiyor. Burdan da araştırıcı, eytişimsel bir sıçrama… Dışavurumcu bir düzanlatım…Aruza, heceye, genel olarak da mısraya sığdırılmaya çalışılan şiirin, yerellikten doğacak bir bütünselliğe, bir evrenselliğe yerleştirilmesi.

Oysa biz mısraya göre yaşıyoruz hala. Mısra sanki bir yaşama biçimi, aşılması olmayan bir nesne. Nedeni ortada bunun : Halk, Saraya, tek elden yönetime, yazgıya inanırken, bu arada bir üst-yapı kurumu olan şiire de inanmazlık edemezdi. Ama hangi şiire? Yukarudan gelen, hiçbir şey söylememeyi görkemle dile getiren, soyluluk gösterisi, mısracı şiire…Bugün bile çok şey değişmiş değil. Geleneğe saygı yüzünden, belki de hep aynı çıkmazlarla dolaşıp duruyoruz. Kim bilir, belki de koşullar değişmedi ya da koşulları zorlayan, güçlü kişiler çıkmadı. Yeni bir akımın öncüsü olan Orhan Veli bile, halkın beğenisini alıp, onun toplumsal-ekonomik gerçeklerini şiir dışı ederken, şiirin öz sorunlarına ne denli yabancı kaldığını, hiç değilse her şeyden bağımsız bir şiir düşünmekle ne denli yanıldığını ortaya koyalı kaç yıl geçti aradan? İşte her söylediğini şiir diye söyleyen, adı ustaya çıkan, gerçekte çelişmeler ustası Cahit Sıtkı nerede? Ya Cahit Külebi? Acaba Yeşeren Otlar’daki gizemciliğine hangi deneylerden geçtikten sonra varabildi? Hiçbir deneyden! Çünkü o, eskiden de bir görüş bütünlüğüne varamamıştı. Örnek mi? İşte kadınları övdüğü kısa bir şiirden kısa bir şiirden son iki satır : “Ben yine insanlığı severim / Bütün kadınlardan ziyade.” Kadınları insanlık dışı tutan kof ve yanlış bir toplumculuktan başka nedir ki bu? Ayrıca şiirimizin bugünkü bunluğu da, hep bu mısracı tutumun kılık değiştirmesinde aranmalıdır.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, değişmesi gereken, bir bakıma değişmekte olan şiire, yeni bir ölçü bulmak zorundaysak, bu hiç şüphesiz u dışı bir ölçü olmayacaktır. Bunun için de alışkanlıklarımızı yenmemiz, eskimiş mantık kurallarından kurtulmamız gerekir. Çünkü ussal bir coşku olan şiiri, ancak usun ölümsüzlüğüyle denetleyebiliriz. Usun ölümsüzlüğü ise, onun durmadan değişmesi, durmadan yenilenmesi, kuşak kuşak, çağ çağ bir gelişmeye, bir yüceliğe aracılık etmesidir. Şiiri, tarihsel – toplumsal koşullarından soyutlamayı düşünmedikçe, mısra da işlevini yitirmiş sayılır.

(Edip Cansever)

Benzer içerikler

  • Attilâ İlhan — “Yasak Sevişmek” Meraklısı İçin Notlar
  • Deniz Durukan – Refik Durbaş İle
  • Cemal Süreya – Bir Şair: Ahmed Arif
  • Veysel Öngören – Ahmed Arif’le Bir Konuşma
  • Adnan Binyazar – Ahmed Arif: Öfkenin ve İnceliklerin Şairi

İSTATİSTİKLER

Çevrimiçi ziyaretçiler: 0

Bugünün ziyaretçi sayısı: 96

Toplam ziyaretçi sayısı: 4.519.672

Bugünün görüntülenme sayısı: 140

Toplam görüntülenme sayısı: 9.787.340

POPÜLER İÇERİKLER

  1. Şükrü Erbaş - Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz (377.245)
  2. Anonim // Her Şey Sende Gizli (163.331)
  3. Cahit Sıtkı Tarancı - Otuz Beş Yaş Şiiri (152.683)
  4. Birhan Keskin – Kargo (79.089)
  5. Şükrü Erbaş - Senin Korkularını Benim İnceliğimi (67.643)
  6. Attilâ İlhan - Ayrılık Sevdaya Dahil (48.689)
  7. Sabahattin Ali - Kamyon (42.987)
  8. Sabahattin Ali - Ayran (39.343)
  9. Adnan Yücel - Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek (38.992)
  10. Nâzım Hikmet - Fevkalade Memnunum Dünyaya Geldiğime (38.767)

ARŞİV İÇERİSİNDE ARA

TAKİP ET


Instagram @ufukluker
Instagram @ufukluker

YENİ

  • Ahmet Telli — Sfenks
  • Ahmet Telli — Savrulup Dururken Hayat
  • Ahmet Telli — Kirli Su
  • Ahmet Telli — Gece
  • Ahmet Telli — Acıya Alışılmaz

RSS [Kişisel] SON OKUDUKLARIM

  • Kendine Ait Bir Oda
  • Kayıp Kızın Hikâyesi (Napoli Romanları, #4)
  • En Alttakiler
  • 11. Peron
  • Terk Edenler ve Kalanlar (Napoli Romanları, #3)
  • Yeni Soyadının Hikâyesi (Napoli Romanları, #2)
ETİKETLER
Hasan Biber Conrad Aiken Müştak Erenus Erdal Alova Yorgo Seferis Suat Vardal Nahit Ulvi Akgün Ahmet Oktay Suat Derviş Refik Durbaş Feyzi Halıcı Sandor Forbath Murathan Mungan Süleyman Çobanoğlu Vyaçeslav Ivanov İsmail Uyaroğlu Yannis Ritsos Ece Ayhan Halim Şefik Güzelson Bekir Yıldız Kahraman Altun Orhan Veli Kanık Miguel Hernandez Federico Garcia Lorca Mehmet Yaşin Berin Taşan Seyhan Erözçelik Ozan Telli Adalet Ağaoğlu Ahmet Erhan Cahit Irgat Özkan Mert Yaşar Kemal Goethe Edip Cansever Arkadaş Z. Özger Vecihi Timuroğlu Özdemir Asaf Asım Bezirci Günter Kunert Ahmed Arif Konstantin Simanov Cevat Şakir Kabaağaçlı Faruk Nafiz Çamlıbel Fethi Giray Arif Damar Abdülkadir Budak Gülseli İnal Kemalettin Kamu Talip Apaydın E. E. Cummings Sait Faik Abasıyanık Metin Altıok Veysel Öngören Şükrü Erbaş Sandor Petöfi Mehmet Başaran Yılmaz Odabaşı Ülkü Tamer Ahmet Ada Nâzım Hikmet Birhan Keskin Liana Daskalova Hasan Basri Alp İbrahim Karaca Nikola Vaptsarov Ahmet Muhip Dranas Yaşar Nabi Nayır Yi Men Vasko Popa Gülten Akın Erdal Öz A. Kadir Zafer Ekin Karabay Ingeborg Bachmann Metin Eloğlu Can Yücel Kemal Özer Barış Pirhasan Vedat Türkali Sabahattin Kudret Aksal Hasan Hüseyin Korkmazgil Sezai Karakoç Salah Birsel Peter Abrahams İlhan Berk Oruç Aruoba Behçet Kemal Çağlar Attilâ İlhan İlhami Bekir Tez Cevdet Kudret Kerim Korcan Kutsiye Bozoklar Memet Fuat Bedri Rahmi Eyüboğlu Yılmaz Güney Özdemir İnce Sinan Kukul Aziz Nesin Akgün Akova Ahmet Necdet Turgut Uyar Bilgin Adalı Ataol Behramoğlu Özge Dirik Kostas Kleanthis Louis Macneice Pablo Neruda Şükran Kurdakul Sennur Sezer Ümit Yaşar Oğuzcan Ömer Bedrettin Uşaklı Kenneth Rexroth Fang Vei Teh Sabahattin Ali Turgay Fişekçi Eugene Guillevic Cahit Zarifoğlu Asaf Halet Çelebi Necati Cumalı Philippe Soupault Oğuz Atay Cahit Külebi Jesus Lopez Pacheco Bertolt Brecht Fazıl Hüsnü Dağlarca Hilmi Yavuz Bejan Matur Abdülkadir Bulut Yaşar Miraç Orhan Kemal Adnan Yücel Neşe Yaşın Hasan İzzettin Dinamo Rıfat Ilgaz Behçet Aysan Tevfik El Zeyyad Blas De Otero Oktay Rifat Konstantinos Kavafis Jose Marti Melih Cevdet Anday İsmet Özel Gabriel Celaya Enis Batur Ercüment Behzat Lav Celal Sılay Süleyman Nesip Fakir Baykurt Mehmed Kemal Vladimir Mayakovsky Afşar Timuçin Nihat Behram Orhan Murat Arıburnu Dido Sotiriou Füruğ Ferruhzad Paul Eluard Cemal Süreya Landscape Türkan İldeniz Sun Yu-T'ang Altay Öktem Louise Gareau Des Bois Nicolae Dragos Heinz Kahlau Guy de Maupassant Adnan Binyazar Suat Taşer Oktay Taftalı Enver Gökçe Resul Rıza Behçet Necatigil Ahmet Telli Ziya Osman Saba Kemal Burkay Anonim Metin Demirtaş Adnan Özer Lale Müldür Haydar Ergülen A. Hicri İzgören Sabri Altınel Cahit Sıtkı Tarancı Cengiz Bektaş Tove Ditlevsen
by Ufuk Lüker
  • 500px
  • LinkedIn
  • Youtube
Uzun Şiir Kısa ŞiirŞiirin Vazgeçilmez Üç Dönemi
Sayfanın başına dön